İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sanatçı Alper Demirci ile Söyleşi

Merhabalar Alper Bey, bize biraz sanatınızdan bahseder misiniz?

Merhaba. Sanat aslen benim için ilham yollu farklı bir dünyaya gidebildiğim bir araç. Burada ne varsa bırakıp kendi kurguladığım bir evrende gezinme fırsatı. Başı veya sonu olmayan, her türlü olasılığın mümkün olduğu, limitsiz bir yaratım boyutu. Bu çok erken yaşlardan beri böyleydi. Kalem kağıt, bazen birkaç taş, bir kağıt parçası, bir hamur parçası veya hikaye yazmak…her şey bu dünyaya dalabilmenin bir yolu olabilir benim için. Şu ana kadar her türlü kalem, fırça, boya ile çalıştım. Bir ara tezhip sanatıyla da ilgilendim. Son zamanlarda dijital sanatı keşfettim. Buranın verdiği serbestlik ve farklı materyalleri aynı anda kullanma özgürlüğünü çok sevdim. En son olarak da yapay zeka üzerinde çalışmalar yapmaya, bunları farklı dijital medyalar kullanarak geliştirme yoluna girdim.

Benim için sanat tamamıyla bir “fikir” olayı. Fikir ve bu fikri destekleyip geliştirecek bir hayal gücünüz var ise her şeyi kullanarak bunu görsele aktarma şansınız var. Bu klasik sanatlar yoluyla olur, görsel sanatlar, yazmak, veya teknolojiyi kullanan dijital sanat yoluyla olur. Önemli olan sonuçta herkesin beğenisinden önce, kendi dünyanızı kendi içinize sinen şekilde çıkan sonuca aktarabilmiş olmanız. Ben kendi yaptığım her işi bu düstur üzerine kurguluyorum. Her eseri çıkardıktan sonra kendime sorduğum soru şu “Beğendin mi?”. Cevap net bir “Evet” ise o işe imzamı atıp noktalıyorum. Kendime hiç “insanlar beğenir mi?” diye sormam. Bence sanat başkası beğensin diye yapıyorsan sanat olmaktan çıkıyor. Bu yüzden ısmarlama işler kesinlikle yapmıyorum. Fikir benim, sahne benim, sonuç benim olmalı. Yani ilhamı kafeslememem gerekiyor.

Yaptığım işler ile ilgili başka bir önemli olgu ise “detay”. Ben detay seviyorum. Hem hayatımda hem de sanatta detay. Detay bir işe özellik ve ayrıcalık katan ana öğelerden biri bence. Algıyı ve görselliği derinleştiren, eseri yapana ve izleyene “lezzet” veren bir olgu. Detayın olmadığı bir dünya çok tekdüze geliyor bana. Bir ağaç yaprağına bakın. Katman katman detay göreceksiniz. Yaprak sadece yeşildir, şekli de budur diye bakarsanız arkasında saklı olan o inanılmaz yaratımı ve evreni kaybeder, çok yüzeysel bir yerde kalırsınız.

Nereden ilham alıyorum der iseniz bunun cevabını vermek oldukça zor. İlhamın tetiklenmesi bir şeye duyduğum özlemden, tarihten, bir filmden, sevdiğim bir kitaptan, evdeki bir çiçekten, sokakta gördüğüm bir insandan, eşimden, müzik dinlerken gelen bir histen veya kendi yazdığım bir hikâyeyi görsele aktarma dürtüsünden gelebilir. İlhamın ana kaynağının ruhani bir boyuttan geldiğini düşünüyorum. Bu boyuttan gelen dürtünün nerede, ne zaman veya niye geldiğini bilmemiz imkânsız. Gelir ve ben bunu aktarırım. Hiçbir zaman ben şunu yapacağım diye oturmam üretmeye. Sadece yaparım. Çıkan şey ilhamın görselleşmesi olur. Benim sanatım bunun üzerine inşa olmuş bir olgu.

Biraz da üretim sürecinden bahsedelim. Bir eser ortaya çıkıncaya kadar nasıl bir süreçten çekiyor?

Benim üretim sürecim biraz farklı sanırım. Çok belirli, sıralı veya matematiksel bir üretim süreci olduğunu söyleyemem. Bazen bir ilham gelir, beni bir şey yapmam için adeta iter, başına oturtur. Denemeye başlarım. Bazen ne çıkacağını hiç bilmeden sadece çizmeye başlarım. Kafamda kesin bir şey yoktur ama sonuçta bir eser çıkar. Bazen de tam tersi olur. Kafamda bir sahne belirir, veya bir konsept fikri belirir ve onun üzerine çalışmaya başlarım. Yapay zeka ise beni direk konsept veya fikir üzerinden üretmeye itiyor. Kafamı konvansiyonel çizime tam ters olarak net bir fikir ve sahne üzerinden çalışmaya zorluyor. O sahneyi yaratana kadar deneme yapıyorum. Eksik kaldığı yerleri ise dijitalde ekliyorum kendime göre.

Dijital Art günümüzde hala tam olarak hak ettiği yeri bulamadı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Konvansiyonel işler de yapmış biri olarak dijital sanatın yerini bulamamış olmasını yadırgamıyorum aslında. Her değişim bir rezistans ile gelir. İnsanlar değişime alışana kadar bu böyle devam eder ve sonra normalleşir. Her ekol bir hayran ve bir o kadar da karşı çıkan bir kitle ile yerine yerleşir. Şu anda “dijital” yerine yerleşme sancıları çekiliyor. Önce dijital sanata karşı çıktılar. Tembel işi dediler, I-pad üzerinde sanat mı olur dediler. Şimdi ise yapay zeka sanat olamaz diyorlar. Kendin yapmıyorsun ki, bilgisayar yapıyor diyorlar. Bunun birkaç sebebi var bence. Bunun en önemlisi sanatın “fikir” olduğunu anlamamak. Fikri yok ise bir eser de yoktur. Bu fikrin uygulandığı ortam veya medyanın bir önemi yoktur. Mağara duvarına çizim yapmak veya Ipad üzerinde çizmek ile, fikri kelimeler kullanarak bir teknolojik programa yazdırmanın ve sonucu almanın arasında hiçbir fark yok. Fikri olmayan için her medya boş, fikri olana bir taş bir avuç toprak bile fazla kalır eser çıkarmak için. Vizyonsuz insana asla bunu kabul ettiremezsiniz. Yurt dışında sanat ve mimarlık bölümlerine hazırlanırken dijital ve yapay zeka ile üretilmiş eserlerin portfolyolara konulması talep edilirken, bu değişime karşı koymanın anlamının olmadığını düşünüyorum.

İkinci sebep “korku”. Konvansiyonel çizim ile uğraşanlar, story board çizenler, reklam sektöründe kreatif iş yapanlar vs. dijital ve sonrasında yapay zekanın işlerinin kalbinde gömülü olan “yetenek” kısmının teknolojiyle birlikte silineceğini düşünüyorlar. Herkesin sanatçı olabileceğini, bunun doğru olmadığını düşünüyorlar. Bu sebeple karşı çıkıyorlar. Bu aynen üretimde robotların kullanılmasının işçilerin işlerini ellerinden almasına karşı zamanında çıkan isyanlara benzetiyorum. Bugün baktığımızda ne üretim durdu, ne de insan faktörü üretimden çıktı. Aynı potada evrimleşti. Elle yapılan işin robota aktarılması, işi yapan insanı o robotu programlamayı öğrenmeye itti. Sonuçta meslekler değişti. İnsanı gelişmeye itti. Sonuçta işi yapan insan. Gelişime ne kadar karşı çıkarsanız, o kadar altında kalırsınız. Gelişimi baştan yakalarsanız o kadar ileri gidersiniz.

Ben klasik resme hayran olan bir insanım. Sanatçıların yaptığı yağlıboya eserlerin karşısında yurt dışında veya burada müzelerde saatler geçiriyorum. Hayranlık duyuyorum. Teknoloji yağlı boyanın yerini tutamaz demek bence çok absürt çünkü birbirinden çok ayrı şeylerden bahsediyoruz. İkisinin de yeri apayrı. Bir yağlıboya veya kara kalem sanatçısının eserini teknoloji ile yapılmış bir eser ile karşılaştırırsanız kullanılan birbirinden tamamen farklı iki medyayı kafanızda karşılaştırmış olursunuz. Elma ile armut bile değil, elma ile bir kediyi karşılaştırmak kadar farklı bir durum olur. İkisi de bir çıktıdır ve eserdir. Temel noktada ikisinin de arkasında bir fikir vardır. Karşılaştırılması gereken tek nokta olabilir, o da fikir ve uygulanışındaki ustalıktır. Size geçirdiği histir. Bir dijital eser en az bir yağlı boya eser kadar sizi içine çekebilir. Ama bu eserin dijital olmasından kaynaklı, beni çok çekti ama maalesef dijital o yüzden beğenemem diye bilir misiniz? Benim yanıtım net olarak “hayır” olur.

Yakın bir zamanda sanatçı olarak temsilinizi Patan Art Gallery yapmaya başladı. Röportaj öncesi biraz Elif Hanım’la da sohbet ettik. Yeni yılla birlikte karışık tekniğe geçmeye hazırlandığınıza dair bir duyum almış olduk. Bu konu üzerine çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Karışık teknik konusu Elif Hanım ile üzerine konuştuğumuz bir konu. Eserleri üzerine farklı teknikler kullanarak geliştirme fikri var. Henüz üzerinde çalışıyorum. Daha çok eski dönemleri konu alan eserler üzerinde çalıştığımdan ve detayı çok yüksek işler sevdiğimden seçilecek tekniklerin sonuçlarını test ederek gidiyorum. Kafamda birkaç uygulama tekniği var. Doğru materyalleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Yavaş yavaş bu tür karışık teknikte eserler de görmeye başlayabilirsiniz yeni yılda. Ben de heyecanlıyım. Bakalım nereye evrilecek.

Ağırlıklı olarak popüler karakterlerin Osmanlı kültürüyle harmanlandığını görüyoruz eserlerinizde. Bu fikrin ortaya çıkma süreci nedir?

Osmanlı kültürü, Türk tarihi, tasavvuf benim hayran olduğum ve yakından ilgilendiğim alanlar. Ben her şeyin geçmişte çok daha naif, kültürün, sanatın, inanç dünyasının ve geleneklerin günümüze oranla çok daha samimi olduğuna inanıyorum. Kültürümüz dünyanın en zengin kültürü. Bu topraklardan doğan değerler paha biçilmez birer hazine. El sanatları, klasik Türk sanatları paha biçilmez birer miras. Doğal olarak beni çok etkiliyor. Dijital sanat ile uğraşan biri için paradoks gibi geliyor olabilir ama ilham kaynaklarımın en temel konuları bu tarih ve kültürden geliyor. Bu nedenle yarattığım paralel Osmanlı evreninde geçen hikayeler hep bunlar üzerine kurulu. Bunun yanında dünyada ortaya çıkan çizgi roman ve film kahramanlarını da çok seviyorum. Bizi bilmediğimiz bir evrene taşıyorlar. George Lukas’ın, DC’nin, Marvel’ın karakterleri ile büyüdüm. Bu sebeple onları alıp kendi kültürümüze oturttuğumda çok sevdiğim iki evren birbiriyle iç içe geçti. İki sevdiğim evrenin birleşmesi, alternatif bir dünya yarattı kafamda. Bir de bu karakterleri farklı özellikler ile sunmaya çalıştım. Mesela Star Wars’ da kötü bildiğimiz bir grup karakteri Osmanlı dünyasında kültür ve geleneklerimizin koruyucusu. Devlet görevlerindeler. Tüm süper kahramanlar bizim refahımıza çalışıyor. Tamamen bir algı oyunu çıktı ortaya. Esprili bir bakış ile bu evren doğdu ve insanlar bu evrene ilgi gösterdiler.

Siz bir sanatçı olarak hangi sanatçılardan ilham alıyorsunuz. En sevdiğiniz sanatçı kimdir?

Tek bir isim veremem. Çok haksızlık etmiş olurum. Benim en sevdiğim sanatçılar arasında Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Rıza, Matrakçı Nasuh, Fausto Zorano, Jean Brindesi, Bellini, Zarzecki, Jean Leon Gerome, Osmanlı karikatürünün baş ismi Yusuf Franco, modern karikatür sanatının ustalarından Abdülcanbaz’ın yaratıcısı Turhan Selçuk, büyük usta İlban Ertem, sanatımızın en önemli isimlerinden Süheyl Ünver var. Hepsinin dünyaları müthiş. Bunun yanında dediğim gibi klasik sanat eserlerine hayranım. Rus ekolü benim için her türlü sanatta ilk sıralarda. Ivan Aivazovsky, Ilya Repin benim en hayran olduğum sanatçılardan. Rembrandt, Leonardo, Monet, Van Gogh, Alfons Mucha ve şu anda sayamadığım birçok sanatçı benim ilham kaynaklarım.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir