İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bazı Yaralar Asla İyileşmez


Değerlendirme: Özge Uysal

Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız. – Alice Miller

Her çocuk, güvende olduğunu ve sevildiğini bilmek ister. Bununla birlikte ailesi tarafından görülmek ister. Sağlıklı, benlik gelişimini tamamlayabilmiş yetişkinler olmamız için bu beklentilerin ve ihtiyaçların karşılanması önemlidir. Ancak bazen ebeveynler bazen bakımveren kişiler sebebiyle ihtiyacımız olan güvenli ortamı ve sevgiyi bulamayabiliriz ya da sevgi orada bir yerdedir ancak koşulludur: Ona ulaşmak için hak etmek gerekir. Bazen ailemiz güvenli sığınağımız değil, bir an önce kurtulmak istediğimiz cehennemimizdir. Çocuklukta karşılanmayan bu ihtiyaçlar, ruhumuzda çeşitli yaralar açar. Bu yaraları kimi zaman saklayarak kimi zaman da parlatarak büyümeye devam ederiz. Ve geçmiş, bize yaşadıklarımızı ya da yaşayamadıklarımızı hatırlattığı için, tekinsiz bir gölge gibi peşimizden gelir.

Carl Jung’un katkısıyla daha çok konuşulmaya başlanan arketipler içerisinde belki de en önemlileri, gölge ile persona’dır. Persona, bizim sevilmek, kabul edilmek ve onaylanmak için taktığımız maskemizdir. Bulunduğumuz ortama göre (ev, okul, iş yeri vs.) maskemiz de değişebilir. Çocukken, bu maskeler arasında geçiş yapmak daha kolaydır ancak yaşımız ilerledikçe ve alanlarımız iç içe geçmeye başladıkça genellikle tek bir persona seçeriz ve onun gerçek biz olduğuna inanmaya başlarız. İşte burası, gölgemizin yuvasıdır. Kim olduğumuzdan, gerçek benliğimizin eğilimlerinden, arzularından, korkularından kaçtıkça gölge güçlenir ve benliğimizin yaraları derinleşmeye başlar.

Timaş Yayınları etiketiyle çıkan Hayatta Kalanlar (çev.: Zeynep Tamer, yayına hazırlayan: Ayşe Tuba Ayman), yaraların romanı. Bu yaralar kitaptaki ailenin her birinde farklı şekilde tezahür ediyor ve anlam kazanıyor. Ancak romanda yaşantısına tanık olduğumuz aile neden bir arada, onları birbirine bağlayan ne? Bunu anlamak zor. Adalet Çavdar, bu romana ilişkin hazırladığı yazısında açılışı şu cümleyle yapmış: Aile bizim neyimiz olur? Buna bir soru da ben ekleyeyim: İnsanları aile yapan nedir? Ne olduğunda aile oluruz? Ne olmadığında aile olma koşullarını sağlayamamış oluruz. Hayatta Kalanlar, toplumun aile olarak adlandırdığı, aralarında kan bağı bulunan beş yabancının nasıl mutlu bir aile tablosu çizemediğini anlatıyor. Her yıl yaz tatilinde, bir döngüye düşmüşler gibi aynı şeyleri yaşayan beş kişilik bir aile. Adı anılmayan Anne ve Baba. Nils, Benjamin ve Pierre, bu hikâyeden sağ çıkmayı başaran, yaralı yetişkinler olarak hayata devam eden üç kardeş. Tabii buna sağ çıkmak denirse. Hayatta Kalanlar, ebeveynlerine rağmen dünyadaki yolculuğuna devam eden, yaralı ve gölgelerle yaşayan üç kardeşin hayatını anlatıyor. Spiral kurguya sahip bu romandaki zaman, lineer değil döngüsel şekilde ilerliyor ve parçaları bir araya getirebilmek için okurun detaylara dikkat vermesi gerekiyor. Romanın ilk sayfalardan itibaren okuru yakalamayı başardığını ve evdeki tekinsizliğin okurun romana tutunması için iyi bir atmosfer yarattığını söyleyebilirim. 

Kitaptaki üç kardeşin anne ve babasının bir ismi yok; yazar onları yalnızca “Anne” ve “Baba” olarak isimlendirmiş. Bu seçimin nedenini merak etmemek elde değil. Belki de her ebeveyninin, ismi değişse de, çocuklarının ruhunda açacakları yaraları işaret etmek için kişisel isimler değil de arketipsel isimlendirmeyi seçti yazar.

Ailede dengelerin değişmesi, Baba’nın ölümüyle başlıyor. Buna savulma evresi de diyebiliriz. Neye dönüştüklerini ve yaralarını birbirlerinden saklamak isteyen ve gölgelerinden kaçan kardeşlerin savrulması. Onları bir araya getiren ise ikinci ölüm, Anne’nin ölümü oluyor. Yeniden o yazlık evde, her şeyin başladığı ve bittiği noktada buluşuyor üç kardeş. Aralarındaki çatışmalar hâlâ orada: Anne ile Baba’nın gidişi, hiçbirine kaybettiklerini geri veremez. Hesabı sorulamayan bir çocukluk kaldı ellerinde, annelerinin küllerinin olduğu vazo ve bir de geçmişin gölgesi. Romanın sonuna yaklaştığımızdaysa bizi inanılmaz çarpıcı bir yüzleşme bekliyor.

Hayatta Kalanlar, yaralarından sıyrılıp ne yetişkin ne ebeveyn olabilmiş Anne ile Baba’nın, kendileri gibi yaralar içerisinde yaşamaya mahkum kalmış üç çocuğunun hikâyesini anlatıyor. Belki okur, bu romanı kendi çocukluk yaralarına bakma daveti olarak da yorumlayabilir. Kim bilir…

*Hayatta Kalanlar’ı satın almak için tıklayın.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.