İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Besteci, Piyanist ve Akademisyen Uğur Gülbaharlı ile Söyleşi


2021 Ocak ayıydı “Varoluş Maceramızda Müzik” başlıklı yazımla Gazete Sanat ailesine katılmıştım. Yazılarımı okuyanlar bilir, müziği bir başka severim. Bundandır ki “geç olsun güç olsun ama olsun” diyerek bir maceraya atıldım. Bugünkü konuğum da bu maceranın daha çok başındayken hayatıma dokunmuş bir isim olan besteci, piyanist ve akademisyen Uğur Gülbaharlı.

Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü – Bestecilik ve Orkestra Şefliği branşından birincilikle mezun olmuş, Türk müzik tarihine adını kazımış çok önemli isimlerin öğrencisi olmuş, birlikte çalışmış; yıllarını besteci ve icracı olarak müziğe adamış Uğur Hoca’nın öğrencisi iken bu söyleşiyi yapmak benim için oldukça zor ve heyecanlı bir deneyimdi.

Ancak mutluydum çünkü birazdan sorularımı yönelteceğim sanatçı, öğretmeyi çok seven bir eğitimci ve müzik sevgisini aşılayarak çoğaltabilen, saygı duyduğum bir müzisyendi.

Nasıl bir insan? sorusunun yanıtını kendisinden duymak üzere ilk sorumu sordum.

Söyleşimizden bazı kesitleri siz değerli okurlarımızla paylaşıyor ve sohbetimizin tamamı için sizleri Gazete Sanat youtube kanalımıza davet ediyorum.  İyi okumalar ve keyifli seyirler!

KENDİNİ TANIMAK

 “Hocam, kendinizi olumlu – olumsuz üç özellikle tanımlar mısınız?”

Uğur Hoca başlıyor anlatmaya. Önce olumlu özelliklerini sıralıyor: “Uyumlu, hümanist, hayvan sever, çevreci, çok çalışan ve üreten”. Olumsuz özelliklerini bir kez daha sorduğumda ise başak burcu olmasına atıfta bulunarak mükemmeliyetçi bir karakter olduğunu, temizliğe ve titizliğe çok önem verdiğini vurguluyor. Ha bir de “sakin atın çiftesi pek olur” diyerek bir anda sinirlenebilen bir yapısı olduğunu ekliyor. (Olası tüm öğrenci hallerine rağmen bize hiç denk gelmediği için seviniyorum içimden.)

HAYATA BAKIŞ AÇISI!

“Hayata dair mottonuz nedir?”

 “Dürüst olmak, çok çalışmak ve her şeyi layıkıyla yapabilmek, karşındaki kim, ne olursa olsun ona yaklaşım.” cevabını veriyor.

MÜZİKLE KESİŞEN YOL

“Müzikle buluştuğunuz hayat yolculuğunuzdan bahseder misiniz?”

“Enteresan bir hikâye” diyerek söze giriyor. Meğer Uğur Hoca eskiden futbolcuymuş. Lise sondayken abisi Ömer Gülbaharlı’nın müzik yeteneğini keşfetmesiyle müzik yolculuğuna başlamış. Öyle bir anısını anlatıyor ki şaşırıyor insan, la notası nerede bilmez iken kendisini grupta çalarken bulan birini düşünün. İşte o kişi Uğur Hoca. “Aşık oldum müziğe ve futbolu bıraktım.” diyor. Ardından eğitim sürecini ve kariyerini anlatmaya başlıyor.

ZAMAN, YAŞAM VE AİLE

“Bir gününüz nasıl geçiyor?”

Okul, iş, sahne, bestecilik, yoğunluk derken eşi Aysu Dönmez Gülbaharlı ve kızı Uzay Gülbaharlı’yı ve desteklerini paylaşıyor. “İster anne baba ister çocuk, ne taraftan olursa olsun anlayışla karşılanmak, yardımcı olmak ve destek olmak çok önemli” diyor Hocamız.

YARATIM VE ÜRETİM

Her müzisyen besteci olamaz diye düşünüyorum. Yaratma, üretme güdüsünün içsel bir kaynak olduğuna inanıyorum. Siz ne düşünürsünüz?”

Hak veriyor.  “Ne kadar iyi müzisyen olursan ol, istersen absolut ol, teorin kulağın çok iyi olsun, çok iyi enstrümanist ol, bestecilik başka bir şey. O iç ses, yaratıcılık içinde vardır; duyduğunu, okuduğunu, gördüğünü betimlemek, içselleştirip onu dökmek ister.” diyor. Dizi-film, reklam, popüler, klasik müzik gibi alanlardaki farklılıklara değiniyor, hiç nota bilmeyen birinin beste yapabileceğinden ancak bununla beraber kompozisyon eğitiminin ve tekniklerin öneminden bahsediyor. (Düşünüyorum ve albümünü soruyorum.)

ANLATILMAMIŞ HİKAYELER

“Anlatılmamış Hikayeler isimli solo albümünüzden ve albümdeki bestelerin ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz? Bir de hepsi çocuğunuz gibidir ama bunun yeri farklı dediğiniz eseriniz var mı?”

Başlıyor hikayesini anlatmaya. “Aslında bir konu yoktu, kendim sahneler düşünerek eserleri yazdım. İlk başta “kendi senaryonu kendin yaz” gibi bir başlıkla mı çıksam dedim ama sonra karakteristik ismi olsun istedim ve adını “Anlatılmamış Hikayeler” koydum” diyor. Albümde 22-23 yıllık beste olduğunu öğreniyoruz. Prelude ve Silüet’i, hoca henüz öğrenciyken yazmış ve bir kenara kaldırmış. Yıllar sonra İstanbul’a taşınmış, Myspace’de paylaşmış ve 2010 civarı SG Productions prodüktörü Sertaç Güler çok beğenerek albüm yapmayı teklif etmiş.

Heyecanla süreci anlatıyor Uğur Hoca. Dostlarının, akademideki arkadaşlarının albüm sürecinde yer almasının, eşinin albüm kapağını tasarlamış olmasının ve tüm bu emeklerin sonucunda ortaya çıkmış albümünün mutluluğunu paylaşıyor.  Tüm eserleri çocuğu gibi olsa da Prelude, Atatürk’ü düşünerek bestelediği Silüet, Rüya ve Umutsuz isimli eserlerinin bir başka anlam ifade ettiğini öğreniyoruz.

(Albümüdinlemek ve satın almak isterseniz https://orcd.co/anlatilmamishikayeler?fbclid=IwAR2_WCjCA8y-pfRu4eXMRzDHILC3i5KYiS4yf2OhphCem6MtJFnrczrPm-w tıklayabilirsiniz.)

İZ BIRAKANLAR

“Müziğinizi etkileyen idolleriniz var mıydı?”

Uğur Hoca isim atlamaktan, birini unutmaktan ve haksızlık etmekten çekinerek kendisinde ve müziğinde iz bırakanları paylaşıyor.  Özellikle neoklasikleri ve impressiyonistleri sevdiğini belirterek nice isim sayıyor. (Hocadan playlist bekliyoruz.)

“Mozart, Beethoven, Bach’ın çok büyük etkileri var tabii, hepsi atamız.  Brahms çok çok severim farklı dönemler tabi ama önemli izler bıraktı. Şostakoviç, Rahmaninov, Debussy, Ravel, Mahler çok severim. Modern akımdan Schönberg, daha moderne gidersek Berio, minimalistler hepsi ayrı. Ama bu iki akım artı Şostakoviç ve Rahmaninov çok severim, bütün bestecileri çok seviyorum ve tabii ki Türk Beşleri Adnun Saygun, Necil Kazım Akses (Son öğrencilerindendim, beraber de çalıştım.), Ulvi Cemal Erkin, Turgay Erdener, İstemihan Taviloğlu, Elhan Bakihanov hocamız hepsi değerli. Soundtrack bestecilerinden James Horner, John Williams, Hans Zimmer yeni dönemlerde; rock, progressive dersen (Absence tribute grubum vardı, 5 küsur yıl konserler verdik.) Pink Floyd, Deep Purple, Yes, Styx, Rush, Dream Theatre, Tool …. Çok çeşitli müzik dinlemek lazım, yeni eski, hepsi mix.”

SAHNE VE PROJELER

“Devam etmekte olan projeleriniz?”

Albüm, single ve sahne çalışmalarını paylaşıyor.

Gormot, River Deep projelerine ek olarak 2 tane Türkçe sözlü maxi single ve 8-10 parçalık bir enstrümantal 2. albüm müjdesini veriyor.

Ve ekliyor tabii ki sahne: Nameless, Serhat Kılıç… Bu hafta sonu ise CSO Ankara!

ANILAR

“Sahnedeki en iyi/en kötü anınız?”

Bazısı kadın bazısı erkek birçok soliste çalan bir müzisyene farklı sahnelerde aynı parçalar denk gelir de ton karışırsa ne olur?

“Sevabıyla günahıyla hepsi tecrübe” diyor hocamız.

MÜZİK BENİM İÇİN

“Her disiplin müziği farklı tanımlar. Kuramsallık bir yana müzik sizin için nedir?”

“Ruhun gıdasıdır (Gülüşmeler) ve ama hakikaten öyle” diyor, ayrıca müziğin inter disipliner bir alan olmasına değiniyor.

EĞİTİM. ÖĞRETİM.

“O zaman eğitimci kimliğinize değinelim öğrencilerinize söylemek istedikleriniz? Müzik eğitimine dair görüşleriniz?”

Aralık, kulak, teori, dikte, enstrüman çalışmanın, bol müzik dinlemenin, canlı konserlere gitmenin, müzik tarihi, felsefe, psikoloji, mitoloji ve nice disiplini araştırıp öğrenerek geniş vizyona sahip olmanın önemini vurguluyor.

TEKNOLOJİYİ DOĞRU KULLANMAK

“Sektördeki değişim ve dönüşümü nasıl görüyorsunuz?”

Teknoloji çıkınca mertlik bozulur mu?

“Aslında hepsi güzel ama doğru kullandıktan sonra” diyor.

SON SÖZLER

Eklemek istedikleriniz?

“Akıp giden hayatta ne kadar çok şey yaparsan o kadar iyi ama uğraştığın şeyin en güzelini yap, gelişime, eleştiriye açık ol ve daha çok üret!” sözcükleriyle kapanışı yaparken piyanonun orada hareket eden bir şey gördüm. Ve böylece Sofia ile de tanışmış olduk. (Gülüşmeler, teşekkürler ve uğurlama)

SANATÇI BİYOGRAFİSİ

Uğur Gülbaharlı, 8 Eylül 1967’de İzmir’de doğdu. Gençlik yıllarında spora ilgi duyarak Altay Spor Kulübü’nde futbol oynadı. Spor, hayatının büyük bir alanını kaplamasına ve geleceğini sporcu olarak sürdürmeyi düşünmesine rağmen, abisi Ömer Gülbaharlı’nın onda gördüğü müzik yeteneği üzerine, 18 yaşındayken piyano ile tanıştı. Müzik eğitimine 1987 yılında,
9 Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Müzikoloji Bölümü’nde başladı. 3 yıl devam eden eğitiminin ardından piyano ve kompozisyon alanlarına yöneldi. Tam burslu olarak Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü, Bestecilik ve Orkestra Şefliği branşına girdi. Burada müzik tarihimizde çok önemli yeri olan, Türk Beşlileri’nden Necil Kazım Akses ve çok değerli eğitimciler ile çalıştı. Ardından Ankara’da sahne kariyerine ağırlık verdi. Fender Blenders grubu ile süren grup çalışmaları, üniversiteyi bölüm ve fakülte birincisi olarak başarıyla tamamlamasından birkaç yıl sonra sona erdi ve 2000 yılında İstanbul’da Özlem Tekin ile konser ve albüm çalışmalarıyla devam etti. Rock müzik alanında yakaladığı başarılarla dinleyicisini geliştiren Uğur Gülbaharlı, klavyesi aracılığıyla içinde hissettiği müziği aynı samimiyet ve saflıkla müzikseverlere ileterek, pek çok önemli sanatçıyla ortak çalışmalar gerçekleştirdi.

Çeşitli mekanlarda ve konserlerde birçok Türk ve yabancı müzisyenle çalma imkânı bulan sanatçı, Özlem Tekin, Feridun Düzağaç, Candan Erçetin, Teoman, Demir Demirkan, Hande Yener, Ete Kurttekin, Özge Fışkın ve Serhat Kılıç gibi isimlerle klavyeci ve aranjör olarak çalıştı.

2013 yılında “Absence” adlı “Pink Floyd Tribute” grubunu kurdu ve grubuyla 2019 yılına kadar Türkiye’nin pek çok şehrinde, önemli festival ve etkinliklerde konserler verdi. Yanısıra Ozz, Eskici, Circus, Repertuar Köpekleri, Goygoy ve Galactica gibi gruplarla müzik yaparak geniş kitlelere ulaştı. Konser ve canlı müzik projelerini eğitim alanından koparmayarak, 2000 yılında, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü’nde öğretim görevlisi oldu ve “Anabilim Dalı Başkanı” olarak 12 yıl görev yaptığı aynı üniversite’de eğitmenlik hayatı devam etmektedir. Ayrıca besteci yönüyle başarılar kazanan sanatçı, çeşitli formlarda orkestra ve piyano eserleri, keyboard ve piyano için çok sayıda eserler bestelemiştir.

Müziğinde denge, berraklık ve duygusal yoğunluk yaratmaya önem veren sanatçının bestelerinde; ifade gücü, yüksek teknik ve tema bolluğu görülür.

Evli ve bir çocuk babası olan Uğur Gülbaharlı, eğitmenlik ve konser performanslarının yanısıra, 2012 – 2013 yıllarında, enstrümantal müzik bestelerinden oluşan Anlatılmamış Hikayeler / Untold Stories albümünün kayıtlarına başladı. Prodüktörlüğünü Sertaç Güler’in yaptığı albümde, Gülbaharlı’ya birçok değerli akademik enstrümanist sanatçılar eşlik ettiler.

Kendi çalışmalarının yanısıra, üyesi olduğu Gormot ve River Deep adında iki grup ile single ve albüm çalışmalarını devam ettirmektedir.

Sosyal Medya Hesapları

instagram/composerugur

twitter/UGulbaharli

facebook/Uğur Gülbaharlı


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.