İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Besteci ve Piyanist Burçe Karaca ile Söyleşi

Besteci ve piyanist Burçe Karaca ile müzik yaşamı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Röportaj: Selen Filiz

Piyano ile tanışmanızdan biraz bahsedebilir misiniz? Piyano serüveniniz nasıl başladı ve nasıl bir süreçle bugünlere geldiniz?

Piyano eğitimime ailemin yönlendirmesi ile beş yaşında özel dersle başladım. Piyanonun hayatımda kapladığı alan da benimle birlikte o yıllar içinde büyüdü. Lise eğitimimi Bilkent Müzik Hazırlık Lisesi’nde tamamladıktan sonra Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzik Teorisi ve Kompozisyon bölümlerini birincilikle bitirdim. İşin akademik kısmı bir yana piyano benim için kelimelere dökemediğim her şeyi ifade edebildiğim, artık daha fazlasını da aktarabildiğimi düşündüğüm bir iletişim ve duyu organı hâline dönüştü. Enstrüman zamanla insanın ayrılmaz bir parçası, kendinden gördüğü çok yakın dostu oluyor. Benim de piyanoyla olan bağım hayatımın her alanında olduğu gibi iş yaşamımda da etkisini hep gösterdi.

Çaldığınız bestelerin hikayesi mi sizi alıp götüren, müziğin ahengi mi, nedir?

Hepimiz hayatın içinde birçok hikayeye gerek anlatandan dinleyip, gerek bizzat yaşayarak şahitlik ediyoruz. Her hikaye bende ayrı bir his uyandırıyor. Müziğim de aslında böyle evriliyor. Hayatın ahengini dinleyip, sizin için çaldığı şarkının melodisini duymaya başladığınızda müziğin ahengini de yakalıyorsunuz. Bu ahengi devam ettirmek için hikayeleri yaşamayı ve onlara şahitlik etmeyi hep sürdürmek gerekiyor. Bestelerimin oluşma süreci öncesi başka başka konularda yaşananlar birikmiş oluyor aslında. Bu yüzden her bestenin bir hikayesi var ve her çaldığımda orada yaşadığım sevinci ya da hüznü hatırlayıp, çıkardığım derslerle yoluma daha emin adımlarla ilerlediğim için mutlu hissediyorum. Yaşananların ahengi müziğin ahengine karışıyor. Sanırım bu yüzden yaşarken çalıyorum, çalarken yeniden yaşıyorum. Bu da beni besleyen önemli unsurların başında geliyor.

Burçe Karaca

Sizce doğuştan yetenek diye bir şey var mı yoksa disiplinli çalışmakla herkes yapabilir mi?

Aslında bilimsel anlamda birçok kaynağı olan öğrenme sürecinden bahsediyoruz. Yetenek inkâr edilemez bir gerçek ancak neye yetenekli olduğunuzu bilmek için önce içinizden geleni denemeniz gerekiyor. Benim yönlendirilmem de eve alınan mini klavyeye olan ilgimin ailem tarafından keşfedilmesiyle başlıyor. Her çocuğun başka bir şeye ilgisi olacaktır elbet, bunu tespit edip üzerine eğildikçe de o konuda başarılı olmaması için bir sebep göremiyorum. Belki gerçekten yeteneğiniz olmayan bir sanat dalı üzerine çok çalışıp üstesinden gelebilirsiniz ancak kendinizi tam olarak yeterli, oraya ait ya da ortaya çıkan ürünü size ait göremiyorsanız uzun vadede sürdürülebilir olacağını düşünmüyorum. Özetle yetenek sürdürülebilirliği getiriyor diyebilirim. Gerek kendi hikayemde gerek öğrencilerimde gördüğüm bu.

Müziğe günde kaç saat ayırıyorsunuz? Piyano çalanlar kendilerini geliştirmek için ne gibi egzersizler yapmalılar?

Günün her saati bir şekilde müzikle geçiyor aslında. Dinlerken öğrendiklerim de çalarken öğrendiklerim kadar etkili oldu hep. Bu yüzden iyi bir dinleyici olmak için ayırdığım vakti de hatrı sayılır buluyorum. Bunun dışında günlük rutinim dışındaki her an piyanonun başındayım diyebilirim. Gün içinde yapılacak klasik işleri tamamladıktan sonra ya da o işlerin arasında piyanoma kaçmak rutine karşı azalan sabrımı tazeliyor. Aslında o kadar hayatımın bir parçası hâlinde. Her seviyede farklılık göstermekle birlikte, her günün bir parçası haline getirmeden bir enstrümanı gerçek anlamda çalıyor, onunla yeni eserler üretebiliyor olmak pek mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum.

Piyanist olmasaydı, Burçe Karaca ne olmak isterdi?

Piyanist ya da kompozitör olmak dışında bir yandan öğretmenlik kariyerim devam ediyor. Tüm bu yollardan geçmiş ve hâlâ geçiyor olmak bana seçim yapmamam gerektiğini öğretti. Bu çok yönlülük hâli, birinden biraz uzak, diğerine daha yakın olmayı seçebilme durumu bana kendimi hem sanatımda hem de günlük yaşamımda çok daha özgür hissettiriyor. Öğretirken de üretirken de öğrenmeye devam ediyorum. Öğrendikçe bestelerim de renkleniyor, çeşitleniyor. Saydıklarımdan hangisi olmazsa olmazdı diye düşündüğümde vereceğim cevap muhakkak ki müzik. Yukarıdakilerin hepsiyle birlikte var olduğu gibi onların yokluğunda da piyano ile olan bağım ve müzikle kendimi ifade edişim devam edecektir.

burçe karaca

Sizin müzik tarihindeki idolleriniz ve şimdi örnek aldığınız isimler var mı? Biraz bahsedebilir misiniz?

Müzik ve sanat tarihinde en sevdiğim dönem ekspresyonizm dönemi. Alışılagelmiş tınıların ve imgelerin dışına çıkarak çok cesur bir ifade şekliyle üretmiş sanatçılar.   Yenilik arayışı tüm sanat dallarında kendini göstermiş. Müzik sanatında bu dönemden en çok sevdiğim isimler Stravinsky daha sonra takip eden dönemde Philip Glass ve Arvo Part’ın eserlerinden etkileniyorum. Minimalistik tarzı benimseyen bu isimler en az malzemeyle en fazla şekilde duygu aktarımı yapabilmişler.

Dijitalleşme müziği nasıl etkiliyor. Yaratıcılığı insanın elinden alıyor mu?

Her konuda olduğu gibi müzikte de dijitalleşme son yirmi yılın en çok konuşulan ortak konusu sanırım. Yaratıcılık kısmında önemli olan ortaya koyacağınız eseri hangi araçla, enstrümanla ortaya koymak istediğinize karar vermek. Dijital yöntemlerle üretmek bakın açısını buraya kanalize etmiş bir sanatçı için ilham verici olabilir. Tam tersi bir eseri analog yollarla üretip ham haliyle korumak da bir sonraki eserin ilham kaynağı olabilir. Son derece analog yöntemlerle üretilmiş bir eser daha sonradan dijital ortama taşınarak bambaşka bir esere dönüşebiliyor. Açıkçası bu gibi yeni denemeleri müziğin gelişimi ve klasik müziğin gerek doğu gerek güncel batı ile birleşimi açısından faydalı buluyorum. Teknoloji geliştikçe aldığımız kayıtlar, dijitalleşmenin de katkısıyla çok daha keyifli duyuluyor. Benim penceremden bakacak olursak son derece analog sesleri dijital ortama kaliteli taşımak bir avantaj olarak bile değerlendirilebilir.

Besteleriniz de sizi neler besliyor, bazı sanatçılar kendi hikayelerinden ilham alır bazıları da başkalarının hayatlarından, siz hangisisiniz?

Dediğim gibi, ben hem kendi yaşadıklarımdan hem tanıdığım tanımadığım kişiler hakkında dinlediğim hikayelerden, okuduklarımdan, bazen gezdiğim bir sokaktan, yaşanan toplumsal olaylardan besleniyorum. Gözümü birine kapatıp sadece kendi dünyamı anlatarak yalnızca bana benzeyenlere ulaşabilirim. Benim isteğim bana benzemeyeni de bulmak, dokunmak, ona da iyi hissetme ihtimalini hatırlatabilmek. Dolayısıyla herkesi dinlemek, gözlemlemek aramızda bir bağlantı oluştuğuna inandığım dinleyicilerimle buluşma sebebimiz.

burçe karaca

Yeni albüm çalışmalarınız var mı? Biraz bahsedebilir misiniz?

Yeni albümüm 21 Ekim’de tüm dijital platformlardan yayınlanacak. Journey on Rails olarak belirlediğim albümde ilk parçadan son parçaya kadar dinlenebilen bir tren yolculuğu müziği hayal ettim. Bu yüzden ismini Raylarda Yolculuk olarak belirledim. Bu albümde solo piyanonun dışına çıkarak yaylı enstrümanlara da yer verdim. Kemanda Maya Victoria, viyolonselde Ege Atalay ve kontrbasta Barış Çelik ile dört günlük Canavar Stüdyoları kapanmasınının ardından albüm kaydını tamamladık.

Geleceğiniz ile ilgili hedeflerinizden söz eder misiniz?

Aslında hayal edilen geleceği yaşamak mümkünmüş. Bu çok uzun bir yolculuk ve belki de ben daha başındayım ama gördüğüm o ki; bu yol hiç bitmeyecek. Hedef hep daha iyisini, güncelini, farklısını üretmek olacak. Geçmişte tutunduğumuz, bağımız olan, bize yaşadığımız toprağı hissettiren değerleri bugüne taşımak. Onları farklılaştırmadan güncellemek. Gelecekte buna örnek olacak birçok güzel proje göreceğimize eminim.

*

DAHA FAZLA HABER İÇİN: GAZETE SANAT

İNGİLİZCE HABERLER İÇİN: GAZETE SANAT WORLD

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir