İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bu Nasıl Gezegen Böyle Canım?

ŞİİRE, duaya, kayaya, insan bir yere sığınacaksa, bunu tek başına ve sessizce yapmalı. Başka türlüsü yalan olur. Kalabalıkların ortasında mutlaka gizlenecek bir şey vardır. Yoksa da kolayca bulunur. Sarhoş ya da öfkeliyken ise, kişi ne susabilir ne de anadiliyle konuşabilir. Şiirle çok dua ettim. Kimseye duyurmadan. Elbette duyanlar oldu. Nasıl duydular, ne duydular? Bilmiyorum.

Ama bir gün sevgili sevdalı bir okur bana bir not yazdı ve duama son verdi. Minnetim başladı: ‘’Kekre dendiği zaman. Daha uzun soluklu bir şiir bekliyor insan. Ama şair başka, çok başka bir şey oluşturmuş. Diğer marşların aksine, gözünü  açtığın an, yatağında tenine değen örtüyle gerinerek, huzurla söylenmesi gereken bir marş oluşturmuş. Ki bu çok dozunda ve bu çok azimli şiir ancak böyle huzura kavuşabilirdi. Suat. Ciddiyim. Bunu defterine yaz lütfen. Bu şiiri ne zaman okusam, iyi hissetmediğim an yok.’’ Kalbime yazdığım bu notu şimdi defterime yazıyorum ve gençliğimin Rilke’si gibi, iyiliğine, affına sığınıyorum: ‘’Tanrım, kerem eyle, geceyi atlatalım. Daha sonra hastalığı. Daha sonra aşkı.‘’

Walter Benjamin’den taşıdığı izlerle ‘’ zihinsel yaşamın büyük gerilimlerine’’ lirik bir vurgu yapan Bu Nasıl Gezegen Böyle Canım?, Stanley Crawford’ın kült romanı Bayan Unguentine’nin Seyir Defteri’nin çevirisi ile eşzamanlı kaleme alınmış sürpriz bir metin. Çeviri ve yazma eyleminin iç içe geçtiği şiirsel bir uzamda kendini meraka bıraktığını söyleyen yazardan, türü belli olmayan bir iç döküş, bir esinleniş, sesleniş kitabı: ‘’Sevgili sevdalı okur. Ürpertici güzellik! Kırılacak ya da çoktan kırılmış umut tanesi! Seni dünyevi beklentisizliğinle, o mücevher fazlalığınla yazardan ayırıyor, kitabı yüce gönlüne bırakıyorum.’’

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir