İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Firdevs Ev ile İlk Öykü Kitabı “Tavana Bak” Üzerine Söyleşi


Tavana Bak absürtlüğü anlamayı ve anlatmayı deniyor”

Röportaj: Menderes KÜÇÜK

Tavana Bak bir ilk kitap… “Çoğalma”, “Eksilme”, “Denklik” ve “Döngü” başlıklı dört bölümünden oluşan kitap büyülü gerçekçi ögelerle bezeli öykülerden oluşuyor. Kitap “absürtlüğü görmezden gelmek yerine anlamayı, anlatmayı deniyor.”

Firdevs Ev ile Tavana Bak’ı konuştuk. Çok sevmesine rağmen tavana yeterince bakamadığını dile getiren Ev,Tavan bütün boş sayfaları, sıkılabileceğim, üretebileceğim bütün uygun alanları ifade ediyor.” diyor.

‘TAVANA TUTUNMAK ACİL BİR İHTİYAÇ’

Kitaba ismini veren “Tavana Bak”mak eylemiyle başlayalım. Baktığınız “Tavan” nasıl bir yer, ne zaman “Tavana Bak”arsınız, sizi “Tavana Bak”tıran nedenler nelerdir?

Yapmayı en çok sevdiğim şeylerden de olsa yeterince bakmadığımı söyleyerek başlayabilirim. Bu kadar fazla uyarana maruz kaldığımız için, bulduğumuz ilk tavana tutunmak her zamankinden daha acil bir ihtiyaç. Tavan bütün boş sayfaları, sıkılabileceğim, üretebileceğim bütün uygun alanları ifade ediyor.

Kitap dört bölümden oluşuyor: “Çoğalma”, “Eksilme”, “Denklik”, “Döngü”… İlk sorum: Bu dört kavramın sizde nasıl bir birleşimi ifade ediyor? İkincisi, kedinizle en fazla özdeşlik kurduğunuz bölüm hangisi… 

Bu kavramlar kitabı kendi içinde farklı üslup ve temalara ayırmakla birlikte bütünlük kurmayı da deniyor. Başa dönebilecek bir hikâye bu. Başkalarıyla ve kendimizle nasıl ilişkilendiğimize dair düşünme süreçlerine eşlik eden dört kavram… En çok şu bölümle özdeşlik kuruyorum diyemem ama ilk bölümde “Örümcek Şairi”nin, ikinci bölümde “Fantom”un, üçüncü bölümde “Apostrof”un, son bölümde ise “Cenin. Cinnet”in sesine daha yakın hissettiğimi söyleyebilirim.

“Ev” kavramına gelmek istiyorum. Öykülerinizin birçoğu mekânsal olarak evde geçiyor. Mekan, iktidar, toplumsal cinsiyet gibi alanlarda “Ev” çokça tartışılmış bir başlık. Yazarımız “Ev” kavramını nasıl açıklar…

Şayet içinizde kurduysanız her yere taşıyabileceğiniz bir mekân. Aksi halde adınızın peşi sıra bile gelse unheimlich, tekinsiz.

‘GÜNÜMÜZ SANATI ÖNCELİKLE BİR KONUŞMA ARACI’

Öykülerinizde “edebiyat” ve “sanat” dalları önemli bir yer tutuyor. “Örümcek Şairi”nde şiir, “Tuzlu Su” öyküsünde günlük, “İki Nota Arasındaki Mesafe” öyküsünde müzik, “Yetenekli İntiharcı” öyküsünde fotoğrafla paslaşmalar var. Yazın yaşamınızda farklı disiplinlerden nasıl besleniyorsunuz?

Günümüz sanatı bence öncelikle bir konuşma aracı. İncelediğimiz bir kavram her türlü malzemeyle gösterilebilir sonuçta, arkasındaki duyguya, fikre bakıyoruz ve biz yazmayı seçiyoruz. Yazının da temelinde konuşulmak istenen bir şeyler olduğuna göre, sanatın farklı dallarının birbiriyle sohbeti, sözün ise farklı seslerden beslenmesi kaçınılmaz. Bu paslaşmalar bence düşünce dünyamızı zenginleştiren süreçler sunuyor.

“Örümcek Şairi” öykünüz her biri şair olan dokuz çocuk doğurmuş bir örümceği hikâye ediyor. Şiirle alakanızı merak ediyorum. Şiir ve şair sizde nasıl bir imaj yaratıyor?

Bahsettiğiniz öyküde şairliğe, sözü en damıtılmış şekilde kullanma yetisine sahip dokuz kardeşten oluşan bir topluluk kurmak için başvuruyorum. Şiirle çok yakın bir akrabalığım var diyemem ama öyküdeki tepetaklak akrabalığın önerdiği gibi şiirlerden çok şairleri konuşmanın, ona bütün dünyadan korunacak bir şey gibi bakmanın, şiiri öldürebileceğinden korkarım.

‘BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK SEVDİĞİM BİR İFADE BİÇİMİ’

Son olarak kitaptaki öykülerde “büyülü gerçekçi” öğelerle karşılaşıyoruz. Bu tespite katılır mısınız? Öte yandan beslendiğiniz kaynaklar nelerdir?

Tabii, karşı çıkmak için bir sebebim olmaz, sevdiğim bir ifade biçimi. Açıklanamaz ya da ifadesi zor olanla hakikatin iç içe geçtiği absürt bir gri bölge her zaman var. Ayakları hiç yere basmayan ama ciddiye almamız gereken bir alan. Tavana Bak absürtlüğü görmezden gelmek yerine anlamayı, anlatmayı deniyor. Bu süreçte her şeyin kaynak olarak işlemesi mümkün. En çok kendi içime dönmeyi seviyorum. Bu tabii etrafımı da gözlemlemekten, başkalarının kurduğu dünyaları okuyup izlemekten de geçiyor. Sanatın kendisi dışında, düşünürlerin ürettiği fikirler de asla sonu gelmeyecek bir kaynak gibi geliyor bana; belli kuramları kısa öykülerde uygulamayı denemekten zevk alıyorum.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.