İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Harp Baladı: İnsandan geriye ne kalır?

İnceleme: Elias Koç

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı topraklarında büyük acılar ve tarifsiz yıkımlar yaşattığı yıllar… Eşinden, çocuğundan, yuvasından ayrılıp binlerce kilometre ötede adını bile bilmedikleri diyarlarda vatan savunması yapan binlerce Mehmetçik’in şehit düşerek isimsiz kahramanlara dönüştüğü felaket yılları… Umudun, yokluğun, yok oluşun, ayrılığın, vuslatın, hasretin, kavuşamamanın hasılı insanın his dünyasına dair ne varsa hepsinin en yoğun haliyle ortaya çıktığı savaş yılları… Kalemin tarifte acze düştüğü bu duygulanımları ustalıkla işleyen Harp Baladı, “sözü sükûta bırakmayan” bir Türk Subayının hasret ve vuslat arasında arafta kalan ruh dünyasını bütün çıplaklığı okura sunan bir anlatı. Okuru taraf olmaya değil “insan olmaya” çağıran, bunu yaparken de ilk insandan beri var olan en temel sorulardan birini onun aynasına ustalıkla aksettiren bir kitap: “İnsandan geriye ne kalır?”

Oğlu Yusuf’un dünyaya gelmesini bekleyen Halil Sadi, çok sevdiği eşi Leyla ile birlikte küçük hanesinde mutlu mesut bir hayat sürmektedir. Cilveyi pek seven kader bir sabah Halil’in kapısının tokmağına tıklayarak onu bu mutlu dünya düşünden uyandırır: Eline tutuşturulan celp kâğıdı, aynı zamanda kendisini cepheye götürecek olan trenin ön kompartımanlarından alınmış bir “bilet” hükmündedir. Baba olmanın heyecanını ve bu büyük nimetin hazzını yaşayamadan eşinden ve evinden ayrılan Halil Sadi, Enver Paşa komutasındaki Kanal Harekâtı için önce Şam, ardından Filistin’e gitmek üzere uzun bir tren yolculuğuna çıkar. Bu yolculuk aynı zamanda benzeri birçok arkadaşı gibi Halil Sadi için de kendi içine/özüne yaptığı bir yolculuğa dönüşecektir. Zira Halil Sadi’nin yolculuk boyunca insana içkin duygulara, yaşamın anlama, zamanın muğlaklığına, savaşın neden olduğu yıkımlara, ayrılıklarının insan ruhunda açtığı onulmaz tahribata ve hayatın nihayetindeki ölüm kapısına dair yaptığı bütün soyut sorgulamalar aynı zamanda okurun imgeleminde de en yalın haliyle yer ediyor. Harp Baladı bu yönüyle bir askerin iç dünyasında dile/söze gelmesi mümkün olmayan duygu ve düşüncelerin uzun bir tiradı olarak okurun karşısında arz-ı endam ediyor.

Harp Baladı anlatım dili olarak iki şekilde ilerleyen bir kitap. Okur bir yandan kitabın ana kahramanı Halil Sadi’nin oğluna yazdığı uzun ve dokunaklı mektup üzerinden bir yandan yazarın anlatımı ile olay ve zamanda akıcı bir paralellik kuruyor. Bu yönüyle Halil’in oğluna yazdığı mektup okurun gönül dünyasına direkt nüfuz etmesinin yanı sıra okuru dönemin zor koşulları ve yaşanan acılarla birinci elden özdeşlik kurmasına önayak oluyor. Yolculuk süresince pek çok kişiyle tanışan Halil Sadi’ni her birinin hikâyesinden öğreneceği sorgulayacağı pek şeyi vardır. Trene tanıştığı Arnavut Ali Ferit’in “Öleceğiz ve her şey eksik kalacak!” sözü aslında belirsizliğe yol alan vatan sathında cepheye koşan bütün bir askerin hal-i pür melalini en veciz şekilde özetleyen cümlelerden biridir.

Halil’in ve trende yolculuk yaptığı askerlerin önemli duraklarından biri Şam’dır. Buraya kadar bütün bir Anadolu’yu trenle baştanbaşa geçen ve savaşın yol açtığı yıkıma olanca vahameti ile şahit olan Halil’in gördükleri hem içinde bulundukları asra bir sitem hem de acı gerçeklerle yüzleşmenin bir ifadesidir. Bu yüzleşmeler oğluna yazdığı mektupta şu şekilde karşılık bulur: “Ne yöne baksak o meyus çığlıklar, figanlar, gözyaşları. Her nereye baksak yokluğun bir türlüsü, sefaletin bin türlüsü. Kurtarmak için geldiğimiz toprakları, meğer çok evvelden kaybetmişiz. Bir hanede sıtma yoksa açlık var. Devlet hamuş, aşiret ağaları berhudar. Düşman mavzere boyun eğer elbet. Lakin öyle düşmanlar var ki ne tüfenk tanır ne de padişah. Şehidi olmayan ana, yetimi olmayan kadın yok. Ah asır, diyordum orada, dişlerimi sıkıyordum. Ah asır, çiğ insan eti yiyenlerin asrı. Ne büyük zulümler sığdırmıştı sinesine ne günahkâr kalpler. Müptelası, avanesi ne çok. Ne arlanmaz kimselerdi onlar! Benimse yok bu asırla gönül ilişkim; varsa nefretim, bir de kinim!”

Halil ve bulunduğu bölüğün uzun yolculuğu Mısır’da İngiliz esareti ile neticelenir. Çarpışma neticesinde esir düşen Osmanlı askerlerini getirildikleri yer Kahire’nin cenup istikametinde, ıssız bir vadiye kurulu Maadi Esir Kampı’dır. Kampın acımasız komutanı General Harrington’un kısa bir süre tayini çıkması üzerine yerine daha ılımlı bir komutan olan Albay James Fitzgerald gelir. Fitzgerald, felsefe öğretmenliği yapmış aydın bir kişidir. Bir zaman sonra Halil’le farklı bir diyalog geliştirir ve onunla felsefe, doğu-batı kültürü, şiir, edebiyat gibi birçok konuda derin konuşmalar yapar. Halil’in Albay Fitzgerald’e yönettiği “İnsandan geriye ne kalır?” sorusu iki medeniyet arasındaki en köklü farklardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Albay Fitzgerald bu soruya “düşünce” derken Halil için bu sorunun cevabı “hisler”dir.

Harp Baladı, edebi haz veren cümleleri, iki anlatılı olay örgüsü ve okur imgeleminde oluşturduğu etkileyici savaş atmosferi ile okuru gerçekliğin alabildiğine flulaştığı bir düzleme çeken etkileyici bir kitap. Cihan Çetinkaya’nın bu kitabı, insan olmaya, savaşa, esarete, vicdana ve hayata dair bir iç muhasebe olarak okunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Bir yorum

  1. Nimet Nimet 26/05/2022

    Okudum, harika bir kitap. Edebi eser özleyenler, benim gibi okumaya doyamayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.