İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İrem Yaşar ile Eksik Bir Şey mi Var? Adlı Romanı Üzerine Söyleşi

Her Şey Eksik Her Şey Tamam ile Başlayan Yolculuğunu Eksik Bir Şey mi Var? adlı romanıyla sürdüren İrem Yaşar ile buluştuk. Kitaplar, unutulan komşuluk değerleri, sadelik… Tamamı ve daha fazlası bu sohbette!

İrem Hanım merhaba, yeni kitabınız çıktı. Bol şansı olsun. Siz sosyal medyada içerik üretiyorsunuz, kitaplarınız vesilesiyle okurlarınızla buluşuyorsunuz. Bize kendinizden bahseder misiniz? İrem Yaşar kimdir? Neler yapar?

31 yaşındayım. Evliyim ve Ali isminde bir oğlum var. İki üniversite okudum. Asıl mesleğim mimarlık. Fakat son birkaç senedir vaktimin büyük bir kısmını kitap yazarak geçiriyorum. Yazarlık benim için bambaşka bir lezzet. Hayatı daha anlamlı kılan, yaralarımı saran bir şey… Kitaplarım vesilesiyle okurlarımın evine misafir olmak büyük bir mutluluk veriyor bana.

Sizi yazmaya iten en büyük motivasyon kaynağı neydi? Ne zaman başladınız?

Her ne kadar sayısal ağırlıklı bir eğitim alsam da ortaokul ve lise yıllarımdan itibaren edebiyatla iç içeydim. O yıllarda şiir dinletilerine, edebiyat temalı programlara katılmak, kompozisyon ve hikâyeler yazmak farklı bir dünyanın kapısını araladığımı hissettirirdi bana. Bu yüzden yazmaya erken yaşta başladığımı söyleyebilirim. İçimde biriktirdiğim ne varsa, seneler sonra bir kitaba dönüştürürken beni motive eden şey şu düşünce oldu: Okurlarımın yüreğine dokunursam, birlikte iyileşebiliriz.

Her Şey Eksik Her Şey Tamam ile başlayan yolculuğunuz Eksik Bir Şey mi Var? ile devam ediyor. Eksik metaforu hayatınızda ne anlam ifade ediyor?

Sevdiklerini kaybedenler, hayallerini yitirenler, o çok istediği şey bir türlü gerçekleşmeyenler, bir parçası eksik büyüyenler, kalbinin içinde bir yer tuzla buza dönenler, hasreti sırtlanıp yüklenenler ve belki de hiç tamamlanamayacağı bir yerden eksilenler… Hangimiz tamız ki? Hangimiz tamamız? Hepimizin eksikliğini hissettiği başka, bambaşka şeyler var. Yan yana gelerek, birbirimizi koşulsuz severek tamamlayacağız bu eksikleri. Buna tüm kalbimle inanıyorum.

Ve tabii ki müzik. İki kitabınızda da bölüm sonlarında dillere pelesenk olmuş şarkılara yer veriliyor. Bu tıpkı lisede aynı sırada oturduğumuz arkadaşımızla kulaklığı paylaşıp müzik dinlemeye benziyor, samimiyet duygusunu pekiştiriyor. Sizin bu tercihinizin sebebi neydi?

Sıra arkadaşımızla kulaklığımızı paylaşmak… Ne güzel ifade ettiniz. Türkülerle iç içe büyüyen bir çocuk olduğum için müziğin insana nasıl derinden tesir ettiğini çok iyi biliyorum. İstedim ki kitaplarımı okuyan okurlarım orada yazdığım satırları şarkılarla pekiştirsinler. Hissettiğim duygular daha iyi aktarılsın. Hepimizin evinde aynı notalar yankılansın. Kitaplar bitse de o şarkılar hep akılda kalsın. 

Nazenin Sokak, iki kitabınıza da ev sahipliği yapan, sıcacık komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir sokak. Böyle yerler sizce hâlâ var mı? Komşuluğun artık doyasıya yaşanamadığı, insanların ortak alanlarda birbirine selam vermedikleri dönemlerdeyiz. Eskide mi kaldı sizce bu yaşamlar?

Eski zamanlara göre insan ilişkileri çok daha mesafeli, kabul ediyorum. Yoğun çalışma temposu, farklı hayat telaşları, sokak kültüründen büyük sitelere geçiş, bazı değerlerin artık pek de önemsenmiyor oluşu… Birçok faktör etkili oldu aslında. Fakat ben o eski komşuluk ilişkilerini yeniden canlandırabileceğimize inanıyorum. Yeter ki sımsıcak bağlar kurmak isteyelim, yeter ki bunun için gayret edelim.

Yazarlara böyle sorular sorulmaz ama biz deneyelim 🙂 En çok hangi karakterinizi yazarken mutlu oluyorsunuz? Kendinize yakın hissettiğiniz karakter hangisi?

Hikâyelerimiz benzemese de kendime en yakın bulduğum karakter Azize. Onun bölümlerini yazarken bazen çok gülüyorum bazen de epey hüzünleniyorum. Hatta ağladığım oluyor. Bir annenin çocuklarına yetebilme çabası, yoksulluğa rağmen onları mutlu edecek bir şeyler bulmaya çalışması, gönlünün bu kadar zengin oluşu ve zaman zaman hissettiği çaresizlik çok duygulandırıyor beni.

Yazma ritüelleriniz  var mıdır?

Oğlum kolik bir bebekken kitap yazmaya başladım. Bulabildiğim ufacık bir boşlukta bazen telefonumun notlar bölümüne bazen de minik bir kağıdın köşesine hemen birkaç cümle yazardım. Bu yüzden farklı koşullarda yazı yazabilmek konusunda epey iyiyimdir 🙂 Herhangi bir ritüelim yok. Fakat disiplinli bir yazar olduğumu söyleyebilirim. Tıpkı bir mesai gibi, her gün muhakkak belirli bir süreyi yazmaya ayırıyorum. 

Sadelik üzerine oldukça düşünüyorsunuz. Fakat bu zamanlarda sadeliği hayata rota seçebilmek çok güç. Sosyal medya araçları mükemmel olmayı/görünmeyi ve hep daha fazlasını istemeyi dayatıyor. Sizce bu anlayışla baş etmek mümkün mü?

Her şeyin bu kadar hızlı tüketildiği ve sizin de belirttiğiniz gibi insanların hep daha fazlasını isteyerek adeta birbirleriyle yarışa girdiği bu dönemde sade yaşamak, sade kalmak epey zorlayıcı. Fakat bir kez lezzetini alınca devamlılığını sağlamak istiyor insan. Bence doğru olduğuna inandığımız şey için emek vermeliyiz. Harcamaya, hıza, modaya, tüketime fazlaca önem verilen böyle bir zamanda sürekli maddi şeylere odaklanıldığı için, ilerleyen senelerde sade yaşamın çok değer kazanacağına inanıyorum. Hatta şimdiden başladı bile… 

Elinizde bir sihirli değnek olsa, neyi değiştirmek için kullanırdınız?

Dünyadaki adaletsizliği… 

Okur yorumları size ulaşmaya başlamıştır. Sizi en çok duygulandıran, etkileyen yorumlar hangisi?

Evet, yorumlar gelmeye başladı. Okudukça kendimi öyle mutlu hissediyorum ki… İnanın her biri benim için çok değerli. Sanırım en çok duygulandıklarım; kitaptaki bir karakterle kendi hayatının örtüştüğünü söyleyenler. “Babamı kaybettiğimde ben de tıpkı Leyla’nın hissettiklerini hissetmiştim”

“Ben de Esra ile aynı yarayı taşıyorum” benzeri yorumlar beni çok duygulandırıyor. Kitaplarımı evine misafir eden, yazdığım cümlelere kalbinde yer açan tüm okurlarıma çok teşekkür ederim. Dilerim daha nice kitaplar vesilesiyle buluşmak, kalpten kalbe köprüler kurmak nasip olur.

  • DAFA FAZLA

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scan the code