İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İzmir Beyaz Önlük Tiyatrosu’nun Kurucusu İlknur Arıbaş ile Söyleşi

Merhaba İlknur Hanım. Hemen sormak istiyorum. Neden tiyatro?

Çünkü kendimi bildim bileli sahne ışığı altındayım. İlk ve orta öğrenimimde okul müsamerelerinin, bando takımlarının, koroların aranan yıldızı gibiydim. ☺ Sonra liseye başladığım yıl ailemden uzak bir sağlık meslek lisesinin yatılı okul kütüphanesinde kendim bir oyun yazmaya karar verdim. (Yaşım ortaya çıkacak ama internetin olmadığı bir çağda doküman taramak ve donanım geliştirmek o kadar zordu ki, sadece Y kuşağının anlayabileceği bir trajedi bu. ) Heraclitos’un bir özdeyişi üzerine kurguladığım mesleki bir hiciv denemesi yazdım,  1995 yılında bu isimsiz kısa oyun Konya’nın Bozkır ilçesinde Tıp Bayramı etkinliğinde halka açık olarak oynatıldı ve çok alkışlandı. Ama ne alkışlanmak! Devletin tiyatro götürmediği ve hiçbir özel tiyatronun uğramadığı Bozkır’da bir anda ünlü olmuştum. Tiyatro sadece eğlence aracı değil toplu bir idrak geliştirme aracıydı aynı zamanda. Tiyatronun bu gücünü yıllar geçtikçe daha iyi anladım ve hemşirelik yapmaya başladıktan sonra da tiyatrodan kopmadım.

Üniversitelerdeki yıllarım da (evet çünkü birden fazla üniversite bitirdim ) tiyatro topluluğu kurma, oyun denemesi yazma, şiir dinletisi gibi hep sahne ışığı kovalayarak geçti. 2001 yılında Tokat ilinde Gazi Osman Paşa Üniversitesi’nde tiyatro çalışmalarını yürüttüm. 2011 yılında İzmir’de Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nde ilk tiyatro topluluğu kurucu ve oyuncularından biri oldum. Daha sonra İzmir’de Sahne Tozu Tiyatrosu ve Bayraklı Belediye tiyatrolarında oyunculuk üzerine çalışmalar yaparak oyunculuğumu pekiştirme fırsatı buldum. Akıl Fikir Kumpanyası’nda ise dramaturji ve dramatik yazarlık üzerine Kerem Yalçın ile çalıştım. Bu sırada İstanbul Gedik Üniversitesi’nden Yaratıcı Drama Eğitmenliği programını bitirdim. Bir yandan gece hastanede nöbet tutuyor ve gündüzleri tiyatro yapmaya devam ediyordum.

Ve sonra ne mi oldu? Her şey, tüm dünya bir anda sustu. İşte o 2 yıl önce bir anda tüm dünyayı kasıp kavuran pandemi ve bu süreçte sağlık personeli olarak bizden beklenen fedakarlık sayfalarca kitap konusu olur… 

İzmir Beyaz Önlük Tiyatrosu’ndan bahsedelim mi biraz?

İnsanlar sokağa çıkmaya bile korkarken, kendi yakınını getirip acile bırakıp kaçarken, ölenler ölürken, sağ kalanlar birbirini çiğnerken hep ordaydık. Günler gecelerce, aylarca… ordaydık. Bu ruh hali yalnızlaştırıyordu bizi. Hem insanlar sağlıkçıları balkonlardan alkışlıyor hem de aynı ortamda yaşamak istemiyordu bizimle. Öyle bir dışlanmışlık hissi ki hemşire olduğum için yakın çevrem bile irtibatı kesmişti benimle.  Gelelim İzmir Beyaz Önlük Tiyatrosuna… Kovit pandemisi tiyatro yapmayı imkansızlaştırmış ve kendimi her topluluktan soyutlanmış bulmuştum. Ben de kendi hayallerim için yola çıkmalıydım ama bir hemşire maaşıyla yapabileceklerim sınırlıydı. Böylelikle bir bankadan kredi çektim ve ödemeye başladım. İlerde yapacağım şeyler için maddi bir alt yapı gerekecekti. Birikimlerimi bu yönde değerlendirmeye başladım. Sonra yazmaya başladım. Zordur tiyatro yazmak. Olay örüntüsünü kurmak, onlarca önermeye cevap bulmak, her karakteri incelikle çalışmak, tüm karakter özelliğini ağzından çıkacak üç cümleye sığdırmak, iyinin içindeki kötüyü ve kötünün içindeki iyiyi aramak ve hiç sevemediğin karakterin aslında kendinin aynadaki yansıman olduğunu fark ettirmek istiyordum. Hem içine çeksin hem dışında bıraksın istiyordum. Böylelikle epik tiyatro denemeye karar verdim. Brecht’in usul ve tarzını benimsemeye ve Türk kültürüyle harmanlamaya başladım. Bu sırada hastanede bitmeyen mesailerden bunalmış iş arkadaşlarımı bu çalışmalarıma dahil etme fikri çıktı ortaya. Bu konuda idari işleri ve başhekimliği ikna etmem yaklaşık 8 ay sürdü. Tiyatro da nerden çıktı şimdi? İş çıkarma başımıza, otur oturduğun yerde, çalış çalıştığın yerde, tiyatro için bütçemiz yoktur minvalinde yazışmalar sürüp gitti. Gece nöbetinden çıkıp çok kişinin kapısında uykulu gözlerle tiyatro yapmak için bir fırsat dilendim ve derken günlerden bir gün birileri çabamı görmeye başladı. Bana tiyatro topluluğu kurmak, eğitmek ve sahneye hazırlamak  için salon kullanma izni çıktı.

Oluşum süreci nasıl gerçekleşti?

Bir mülakat yaparak sağlık personelinden oluşan 10 kişilik bir ekip oluşturdum. Tamamı amatörlerden oluşan bu ekibe zamanla İzmir’deki tiyatrocu dostlarımdan da destek geldi. Özellikle Coşkun Yarpınar’ın katılımı ile yazdığım oyunu sahneleme özgüveni buldum. 2022 Mart ayında bitmek üzere olan Savaşın Anatomisi isimli oyunumun rejisi üzerinde çalışıyor ve bu yeni ekibin oyunculuk, drama ve tiyatro üzerine eğitimleri ile meşgul oluyordum. Özellikle her çalışma öncesi yoga yapmak vazgeçilmeyen bir rutinim. Oyuncu beden ve ruhen esnek olmalıdır. Oyuncu dayak yemeyi de, yerde sürünmeyi de, düştüğü yerden kalkmayı da yoga ile daha kolay başarabilir. Öğrencilerim de zamanla bu tarzımı benimsedi.

İzmir Beyaz Önlük Tiyatrosu’nun kuruluşunda kimler görev aldı?

İzmir Beyaz Önlük Tiyatrosu özel bir tiyatro. Herhangi bir belediye ya da devlet desteği almayan, kendi bütçesini hazırlayan, beyanname hazırlatan, vergi ödeyen ve tüm hakları kardeşim Esma Arıbaş’a ait bir işletme olarak kuruldu. Sanat yönetmenliğini ben üstlendim. İdari işleri ve sosyal medya ayağını ise zamanla diğer bir kardeşim Canan Arıbaş üstlendi. Üç kız kardeşin tabiri caizse kurtlar sofrasında var olma mücadelesi böylelikle başladı. Teknik asistanım Volkan Özçelik’in de bize katılımı ile olmazı oldurmayı hedef edindik. Cansel Kudret ve Serap Koca da aramıza katılınca ekip tamam olmuştu.

Savaşın Anatomisi adlı oyunuz tiyatro izleyicisine neler anlatıyor?

Savaşın Anatomisi adından da anlaşıldığı gibi savaş konusunu mercek altına alıyor. Emma ve Yosef’in tuhaf aşkına ve iki dünya savaşı içinde büyüyen bir çocuğun hikayesine ortak oluyoruz. Bu sırada 525 no’lu acil ilk yardım istasyonunda görevli sağlık çalışanları ise hem oyunun güya dışında hem de aslında içinde olarak bize epik kurgunun inceliklerini gösteriyor. Savaş olgusunu Adem ve Havva’dan başlatarak savaş çıkaranların hepsinin erkek olduğu gerçeği ile de yüzleşiyoruz. Oyun 140 dakika, 2 perde. Özgün müzikler Serhat Erdem’e ait. Oyun kostümleri dönem olan sahneler için oldukça incelikle çalıştık. Tüm aksesuarlar tek tek ve hayal ölçeğime uygun olarak ve hiçbir masraftan kaçınmadan temin ettik. O kadar yorucu bir period oldu ki geceleri uyuyamıyordum. Bu sırada provalar çok yavaş ilerliyor sanki herkes, her sahne, her bir karakter yerinde sayıyor gibiydi. Kısa bir süre umutsuzluğa kapıldım ama üç ay sonrasında oyuncular umulmadık bir performans göstermeye başladılar. Bu oyuna toplam 6 ay kadar çalıştık ve takvim 23 Kasım 2022 tarihini gösterdiğinde İzmir Fuarında İzmir Sanat’ta dünya prömiyerini yaparak seyirci karşısına çıktık. Çok sayıda davetlinin olduğu prömiyerde tiyatro ve sağlık dünyasından çalışma arkadaşlarımız bizi yalnız bırakmadı. Pek çok tiyatro otoritesi oyundan övgüyle bahsetti. Şimdi aynı heyecanla 27 Ocak 2023’te yine İzmir Sanatta sahne alıyoruz. Sonrasında ise 12 Şubat ve 26 Şubat tarihlerinde Konak-Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde sahnede olacağız. Bizi desteklemek isteyen seyircilerimiz Bubilet ve Biletinial sitelerinden bilet alabilir.

Onca yoğunluğun arasında nasıl bir araya geliyorsunuz?

İnanın o kadar zor ki. Yani benim zaten bu işi yürütmem başlı başına fedakarlık istiyor. Ayda 11-12 gece nöbetçiyim. Sanat yönetmeni olarak, eğitmen olarak, oyuncu olarak ayrı ayrı rollerim var. İdari işler ve yapım ekibiyle sürekli koordinasyon halindeyim. Oyuncuların çoğu nöbetli çalışıyor. Bazen 2 saatlik uykuyla ya da gün içinde tüm enerjimizi tüketmiş olarak provaya gelebiliyoruz. Yorgun bir ekibe eğitim vermek, spor yaptırmak, provada uzun süre tutmakta zorlanıyorum bazen. Her provada birileri eksik olabiliyor. Dışardan dahil olan teknik ekip ve tiyatro oyuncuları ise belirlediğim gün ve saatte provada bulunmaya özen gösteriyorlar. Oyun tarihlerini hepimizin uygun olacağı güne göre ayarlamak gerekiyor. Bu kadar kalabalık bir oyunun prova ve gösterim için toplanması başlı başına sorun. Diğer tiyatrolar gibi ticari bir misyon edinmedik. Zaten mümkün de değil. 

Ekipte hangi branştan sağlık çalışanları var?

Yardımcı personel, hemşire, tıp öğrencisi, asistan hekim, uzman hekim, anestezi teknikeri var şuanda. Özellikle Ersan Horoz(asistan hekim) ve Emine Menderes(hemşire) en iyi öğrencilerim oldu. Onlarla gurur duyuyorum. Şimdi diğerleri alınmasın elbette ama rejiyi çabuk alan bir oyuncu yönetmeni çok rahatlatıyor. Ersin Işık(temizlik personeli) mesela iyi bir oyuncu kumaşı var ama beni yordukça yordu bir türlü istediğim şekli almadı, rejiye çalışmadı .Epey zorladı yani beni. Ama sonra öyle güzel giydi ki Adem ceketini, izleyenlere dudak ısırttı. Özgür Şahin(anestezi teknikeri) anlatsam roman olur. Sürekli olarak hastanın hayatla ölüm arasındaki çizgisinde çalışan biri sizin kurallarınızı ne kadar ciddiye alabilir ki? Ömrümde tanıdığım en zor karakterlerden biriydi. Onun olduğu sahneleri özel olarak rejileyip neticede onu da oyuna kazandırdım. Beyza Açık (tıp öğrencisi) üzerine düşen her görevi başarıyla yaptı çok da iyi bir performans gösterdi. Bir kere çok zeki. Yoğun ders programı ve sınav perioduna rağmen istikrarla devam etti. Aramıza yeni katılan Cihan Hüseyinoğlu ve Çağdaş Şenışık (uzman hekim) da ekibe kolayca adapte oldular. Cihan henüz oyuncu adayı ama çalışkan ve hırslı. Çağdaş hem uzman hekim hem tiyatrocu aynı zamanda. Oyundaki rolünü çok yükseltti. İzlerken ben bu derece etki aldıysam seyircinin vay haline!

Böyle bir projeyi hayata geçirmek nasıl bir duygu?

Bu projeyi hayata geçirmek hayatta tattığım en büyük doyumlardan biri oldu. Siz bir yola çıkarken kimse desteklemiyor sizi. Hayallerinizle dalga geçiyorlar önce.  Başardığınızda da çok azı tebrik etmeyi becerebiliyor. Ama başarmak bir sonuç değil bir süreçtir. Oyuncularımın bana güvenmeleri hayatımdaki en eşsiz kazanımlardan biri oldu. Onları yarı yolda bırakmayacağıma, söylediğim her sözün arkasında duracağıma, bu oluşuma vizyon kazandırmak için elimden geleni yapacağıma ve her koşulda yeteneklerine ışık olacağıma güvenmeleri çok önemliydi.. 

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çok güzel tepkiler aldık. Hepimiz profesyonel bir iş çıkarma sorumluluğuna sahibiz. Sosyal medya sayesinde provalardan sürekli aktif paylaşım yapılıyor. Oyun sonrası da o kadar güzel yorumlar aldık ki tüm yorgunluğumuza değdi doğrusu. Kendi adıma hem oyun metni, hem reji, hem de oyunculuğu en iyi versiyonuyla yapmak gibi bir iddiam yok. Bu benim ilk yönetmenlik denemem. Ama oyunculuklar olağan üstü derecede iyiydi. Hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Enteresan bir şey var ki bizim insanımız sahnede yaratılan karaktere göre duygusal bir tepkiye giriyor. Emma Yosef’i hiç hak etmiyordu diyen oldu, 525 No’lu istasyon doktor ne kadar gıcık diyen, bakkalı kötü adam diye etiketleyen. Hoşuma gidiyor bu yorumlar. Demek ki gerçek kadar başarılı oynamışız. Oyunun kurgusunu tam olarak anlamayanlar da olmuştu. Evet anlaşılması biraz zor bir oyun gerçekten. Yoğun bir içerik ve epik öğeler var. Artık anlamayanlar tekrar izleyecekler mecbur. ☺

Yakın zamanda başka oyun olacak mı?

Şuan ben her boş vaktimde oyun değerlendiriyorum. Oyunların ve müziklerin telif sürecini oldukça sıkı tutuyoruz. Danimarka tiyatrosundan bir oyunun uyarlamasına başlayacağım.

Bu ülkede sanat üretmek çok zor. Tüm değişkenler aleyhinize işliyor. Bütçemiz kısıtlı. Salon ücretleri çok pahalı. Kostüm ve dekor uçuk maliyette. Tüm materyaller çok pahalı ama bilet fiyatlarına yansıtılamıyor. Kendi yazmayan, üretmeyen, eğitmeyen, yönetmeyen bir tiyatronun piyasada tutunma ihtimali yok maalesef. 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir