İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Katharina Vestre: Beyniniz Sizin Yaşam Projenizdir


“Anne karnında nasıl geliştiğimizin şaşırtıcı hikâyesi hakkında eğlenceli ve erişilebilir bir kitap yazmak istedim,” diyen Katharina Vestre’nin ülkemizde Büyük Muamma: Doğmadan Önceki Hikâyen adıyla yer alan kitabı, 24 dile çevrildi. Biz bu röportajı aslında yapalı biraz zaman oldu. Ancak her şeyin bir zamanı var ya, şimdi yayındayız. Aslında bu kitabın anlatmak istediği şeyin tam karşılığı diyebiliriz. Katharina’yla sohbet etmek öyle keyifliydi ki aklımdakilerin yarısını bile soramadım. Ama çok lezzetli bir röportaj oldu. Size de bir kahve eşliğinde keyfini çıkarmak kalıyor. Ve emin olun, dünyaya gelişimiz üzerine pek çok şey düşüneceksiniz. A bu arada, bir de sürprizi var yazarımızın; ablasıyla birlikte hazırladığı çocuk kitabı da yakında Türkçede yer alacak.

Keyifli okumalar…

BİYOLOJİ OKUDUKTAN SONRA DÜNYAYA FARKLI BİR GÖZLE BAKMAYA BAŞLADIM

Katharina merhaba, nasılsın? Bu bir röportaj evet, ama ben aslında sohbet edelim istiyorum. Bu soruyu sormayı çok seviyorum: Bize nasıl biri olduğunu anlatsana? Okurların seninle ilgili ne bilmeli? Hadi bize hakkında ilginç ya da komik bir şey söyle

Biyoloji okumadan önce, Paris’te dört ay Fransızca kursuna gittim. Sınıftaki en sakar kişi olarak biliniyordum, bu yüzden arkadaşlarıma laboratuvarda çalışmak istediğimi söylediğimde biraz endişelendiler. Sahip olduğum en değerli şey, kitabım Norveç’te ilk yayımlandığında arkadaşlarımdan aldığım muz bitkim. O kadar büyüdü ki, soğuk Oslo’daki dairem bir ormana dönüşüyor. Ayrıca gerçekten iyi şarkı söyleyemesem de aile arasındaki Noel karaoke yarışmasını iki kez kazandım. Sanırım saçma dans hareketlerim sayesinde…

Peki, aslında bir biyologsun. Yazmaya nasıl karar verdin?

Okumayı ve yazmayı her zaman sevmişimdir. Biyoloji okuduğumda, bunu özlemeye başlamıştım. Derslerde laboratuvar raporları dışında pek bir şey yazmadık. Ama sonra üniversitemde bana biyolojideki en büyüleyici konular hakkında yazma fırsatı veren bir bilim iletişimi kursu buldum. Aslında o kurs sırasında, daha sonra kitabım olacak bir metin yazmaya başladım. Ve şimdi aynı kursta öğretmenim. Umarım öğrencilerim de benim yaşadığım güzel deneyimi yaşar.

Henüz altı yaşındayken düşünmeye başlamışsın dünyaya gelişimiz üzerine ve bu konuda kitap yazdın. Hep böyle merak ettiği konular üzerine düşünen ve üreten bir insan mısındır?

Sanırım öyleyim, evet. Bilimde çalışmanın en sevdiğim yanı bu. Biyoloji okuduktan sonra dünyaya farklı bir gözle bakmaya başladım. Vücuduma baktığımda, onun tüm çalışkan hücrelerini düşünüyorum. Bağışıklık hücrelerinin cildimde gezindiğini ve kalp hücrelerinin attığını hayal ediyorum. Ve arkadaşlarımla doğanın küçük ve büyük gizemlerini tartışmayı seviyorum. Mesela avokado çekirdekleri neden bu kadar büyük? Erkeklerde neden meme uçları var? Devam edebiliriz; bunu seviyorum.

Bu kitabı yazarken amacın neydi?

Anne karnında nasıl geliştiğimizin şaşırtıcı hikâyesi hakkında eğlenceli ve erişilebilir bir kitap yazmak istedim. Sonuçta, hepimiz bu ilk bölümü paylaşıyoruz – hepimizin başına geldi. Amacım herkesin, hiç biyoloji okumamış ve hücrenin ne olduğundan tam olarak emin olmayan erkek arkadaşımın bile bu kitabı anlayabilmesiydi.

Peki, başka böyle alışmaların olacak mı? Hazırlık yapıyor musun?

Evet! Şu anda yeni bir kitap yazıyorum. Üzerinde çalışmak için hâlâ daha fazla zamana ihtiyacım var, ancak size bunun hakkında daha fazla bilgi vermek için sabırsızlanıyorum! Bu arada ablamla yaptığım çocuk kitabına da bir göz atın. Çok yakında Türkçe yayımlanacak.

BEYNİN GELİŞİMİNİ ÇOK ETKİLEYİCİ BULUYORUM

Doğmadan önceki hikâyemizi anlatıyorsun. Seni öğrendiğinde en çok heyecanlandıran ve şaşırtan bilgi ne oldu?

Beynin gelişimini çok etkileyici buluyorum; hücrelerinizin inşa etmeye başladığı ilk şeylerden biri olmasına rağmen, en son bitirilen şeydir. Doğumda bile tam olmaktan uzaktır. Aslında beyniniz asla tamamen bitmez. Öğrendiğiniz ve hatırladığınız her şey, sinir hücreleriniz arasındaki bağlantılarda fiziksel değişikliklere yol açar. Beyniniz sizin yaşam projenizdir.

Bugün 24 dilde okunuyorsun. Eminim daha da çok dile çevrilecek bu kitap. Bu durum sana nasıl hissettiriyor? Şaşkın mısın?

Kitabımı dünyada görmek ve uluslararası okuyuculardan geri bildirim almak her zaman çok heyecan verici.

Kitabın bir bilim kitabı ama yormuyor. Yazarken bu konu seni zorladı mı?

Bu konuyu dünyanın en heyecan verici gizemlerinden biri olarak görüyorum. Ancak bilimsel dergileri okuduğunuzda, genellikle karmaşık bir dilde yazılırlar. Bu da araştırdıkları ilginç konuları anlamayı ve takdir etmeyi zorlaştırır. Dürüst olmak gerekirse, bilimsel dergileri ve ders kitaplarını okumak oldukça sıkıcı olabilir. Amacım, bilimin anlaşılmasını kolaylaştırmak için günlük kelimeleri, karşılaştırmaları ve açıklamaları kullanarak bu konular hakkında farklı bir şekilde yazmaktı. Bu sayede bilim eğlenceli hale gelir ve yormaz, umarım!

Sperm ve yumurtanın buluşacağı zamandan “yarış” diye bahsediyorsun. Ve hikâyemiz aslında tam olarak bu yarış bittiğinde başlıyor, öyle mi?

Evet, sperm hücresi yumurtayla birleştiğinde ilk hücremiz oluşur. Ve sonra, gizem başlar…

Peki, ya ondan sonra annemizin karnında neler oluyor?

İlk olarak, hücreler bölünmeye başlar ve birçok özdeş yuvarlak hücreye dönüşür. Mikroskopta küçük bir ahududu gibi görünüyorsunuz. Ama yakında hücreler şekil değiştirmeye başlayacak ve giderek daha farklı hale gelecek. Devam edebilirdim, ama kitaptaki her şeyi de vermek istemiyorum.

MİTOKONDRİLERİMİZİ BABAMIZDAN DEĞİL ANNEMİZDEN ALDIĞIMIZ DOĞRUDUR

Daha önceden aklımda kalan bir konuyu sormak istiyorum sana. Mitokondri anneden gelir ve çocuğa enerji verir. Bunun sadece anneden kız çocuğuna geçen bir aktarım olduğunu ve ailenin kadınları arasında genetik bir bağ oluştuğunu okumuştum. Bu konuda neler söylemek istersin?

Mitokondrilerimizi babamızdan değil annemizden aldığımız doğrudur. Ama onları miras alan sadece kızlar değil; erkeklerin de mitokondriye ihtiyacı var! Mitokondri, hücrelerin güç santralleri olarak hareket eder ve bize enerji sağlar. Böylece hem kızlar hem de oğullar annelerinden mitokondriyi miras alacaklardır. Mitokondri hakkında çok havalı olan şey, kendi genlerine sahip olmalarıdır. Bunun nedeni, daha önce daha büyük bir hücre tarafından alınan bakteriler olmalarıydı! Dolayısıyla annenizden, büyükannenize, büyük anneannenize vb. genetik bir bağ olduğu doğrudur. Mitokondrileri nesilden nesile aktarılmıştır.

“İnsan Irkının Formülü”nü veriyorsun kitapta. DNA sarmalı tüm yaşam kodlarımızı taşıyor, değil mi? Salvador Dali, DNA sarmalını hep resimlerine taşımıştı örneğin. İnsanı etkileyen bir konu. Bu oluşum sürecinde en sihirli konu ne?

Bir insanı inşa etmek için gereken tüm bilgilerin DNA molekülünde yer almasını büyülü buluyorum. Ve vücudumuzdaki her küçücük hücreye iki metre DNA sığdırabiliyoruz!

Kitapta, kimyasal olarak bir insanın formülünün, bir meşe ağacından çok farklı olmadığını söylüyorsun. Yani bir nevi hepimiz meşe ağaçlarıyla kardeş miyiz?

Tam olarak kardeşlik değil, ama uzak akraba olduğumuz doğru. Aslında insan, meşe ağacı veya sinek olsun, yeryüzünde yaşayan her organizmanın ortak bir tarihi var. Hepimiz dünyada ortaya çıkan ilk ilkel hücrelerden geliyoruz. Milyonlarca yıllık evrim boyunca bu hücreler farklı yollar izledi ve bugün sahip olduğumuz tüm farklı yaşam formlarıyla sonuçlandık. Ama bu ilk hücreler nereden geldi? İşte bunu kimse bilmiyor.

Cinsiyetlerimiz nasıl oluşuyor? Bu sürecin en ilgi çekici noktası nedir?

Büyüleyici bulduğum şey, fetüsün erkek mi yoksa kadın bedeni mi olacağını görmenin üçüncü aya kadar mümkün olmaması. Başlangıçta, cinsiyetler arasında hiçbir fark yok. Bu nedenle erkeklerin meme uçları var – yani biz farklı olmadan önce onlar zaten yerlerinde. Fetüsün bir Y kromozomu varsa, o kromozomdaki bir gen testis oluşumunu başlatır. Bundan sonra testisler sırayla, hücrelere bir erkek vücudu oluşturmaları gerektiğini söyleyen testosteronu yapacaktır. Bu sinyaller olmadan ise hücreler otomatik olarak bir kadın bedeni oluşturacaktır. Bu kulağa basit gelebilir, ancak aslında Y kromozomundan çok daha fazlasına bağlı olan oldukça karmaşık bir süreçtir. Örneğin, bu sinyalleşme sürecinde bir şey değiştirilirse, kişi dışarıdan dişi görünen, ancak içeride testis gibi davranan bir beze sahip bir bedende olabilir.

Katharina, bir yerde (31. Sayfa) “Regl olan hayvanlar listesi oldukça kısadır. Bu liste insanlar, maymunlar ve nedenini sormayın ama bir de yarasalardan oluşmaktadır,” diyorsun. Sorma diyorsun ama çok merak ediyorum neden yarasalar?

Haha! Merak etmene sevindim. Kesin olarak kimse bilmiyor, ancak plasentaları bizimkine benzer olduğu için olabilir. Çoğu memelide, plasenta annenin kan damarlarını yok etmeden sadece etrafını sarar. Ama insanlarda ve yarasalarda değil. Annemizin rahminin derinliklerine iner ve onun kan kaynağına doğrudan erişim sağlarız. Bu, anne için çok daha risklidir. Bu nedenle, bir bebeğin anne karnında büyümesine ancak zamanında doğru sinyalleri gönderirse izin verecektir. Aksi takdirde mukozadan kurtulur ve regl olur. Hayat bu – bizim ve yarasalar için.

Kitabın sayesinde meyve sineklerine artık başka bakıyorum. Peki, yazdıklarının yanında, sen bir biyolog olarak onlar hakkında ne düşünüyorsun?

Ben de kitabımı yazdıktan sonra meyve sineklerine farklı bakıyorum. Bu küçük böceklerle genlerimizin yarısından fazlasını paylaşmamız inanılmaz. Bir biyolog için çok faydalıdırlar, çünkü hızlı çoğalırlar ve laboratuvarda muhafaza edilmeleri kolaydır. Ama itiraf etmeliyim ki geçen yaz mutfağımı işgal ettiklerinde onlardan pek hoşlanmadım!

HAMİLEYSENİZ, DİNLEYECEĞİNİZ MÜZİĞİ AKILLICA SEÇİN

Yaradılışımız sürecinde her şey bir bütün elbette ama zekâ oluşumumuz hakkında konuşalım mı? Nasıl oluyor?

Beynimizin oluşumu, gelişimimiz sırasında en uzun zaman alan şeydir. En gelişmiş beyin işlevlerinden sorumlu olan beynin en dış yüzeyi, en son oluşur. Beynin bu kısmı insanlarda o kadar büyür ki, sığması için kıvrılması gerekir. Bu yüzden beynimiz karakteristik katlanmış yüzeye sahiptir. Ancak gelişimin ilk altı ayında beynimiz bir farenin beyni gibi pürüzsüzdür. Cenin gelişiminin sonuna kadar beynin daha gelişmiş bölümleri oluşmaz ve fetüs bazı şeyleri deneyimlemeye başlayabilir.

Anne karnındaki bir bebeğin her şeyi duyduğunu ve yaşanan olumlu ya da olumsuz şeyleri hissettiğini biliyoruz. Bu nasıl oluyor?

Fetus, altıncı ay boyunca bir noktada seslere tepki vermeye başlayacaktır. Ancak her şeyi duyamaz, çünkü birçok ses deriden ve kastan geçtikten sonra kısılır ve bozulur. Yine de anne karnında duyduğumuz seslerin anılarıyla doğuyormuşuz gibi görünüyor. Örneğin, yeni doğan bebekler kalp atışını duyabiliyorlarsa daha az ağlar ve daha sakin nefes alır. Ve bir çalışmada, annenin hamileyken düzenli olarak izlediği pembe dizinin melodisini çaldıklarında bebeklerinin sakinleştiğini buldular. Yani hamileyseniz, dinleyeceğiniz müziği akıllıca seçin! Daha sonra bebeğiniz ağladığında hayat kurtarıcınız olabilir.

Peki sence hangi gün doğacağımıza kim karar veriyor; biz mi, annemiz mi?

Muhtemelen bir kombinasyon, ama birine oy vermem gerekirse, “Bebek karar verir,” derim. Fare fetüslerinin akciğerlerinde doğumu başlatmaya yardımcı olan bir sinyal oluşturduğunu biliyoruz. Akciğerlerin çıkar çıkmaz nefes almaya hazır olması önemli olduğundan, benzer bir şeyin insanlarda da olması mümkündür. Beyinden gelen sinyaller de doğumu başlatmak için önemlidir. Kesin olan bir şey var: Bir noktada rahmi gerçekten terk etmek zorunda kalıyoruz, çünkü daha da büyümemiz için yer yok! Keşke insanlar kanguru gibi doğum yapsa, çok daha kolay görünüyor.

Katharina, inan devam edebilirim. Seninle konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki. Ama bir yerde durmam gerekiyor tabii Türk okurlarına iletmek istediğin bir mesajın var mı?

Bu çok güzel sohbet için teşekkürler Damla!

Türk okuyucularıma: Kitabımı okuduğunuz için teşekkür ederim ve gerçekten beğeneceğinizi umuyorum! Benimle iletişime geçmek isterseniz, Instagram’da fotoğraf paylaşmaktan ve beni etiketlemekten çekinmeyin. Kitabımı dünyada görmek çok eğlenceli!


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.