İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kurtulmak İstediğimiz Geçmişimiz: Atıklarımız


Yazan: Muzaffer Mete

Malum insanlığın asırlardan beri vazgeçilmez tutkusudur iz bırakmak. Neredeyse dünya kurulduğundan, mağara duvarına bir şeyler çizen o ilk insandan beri… Kimi küçük ölümsüzlüğünü gerçekleştirmenin derdindedir; çocuklarının, torunlarının belleklerinde, zikirlerinde baki kalmanın… Kimi ise insanlığa yararlı veya sanatta muteber eserler yaratarak büyük bir çoğunluğun nazarında yaşamanın, var olmanın… Son tahlilde herkes ama küçük ama büyük bir iz bırakmanın sevdasındadır. İz bırakmak, zamanda ve dünyada yerimizi görmek, var olduğumuzu hissetmek için ala bir yol zira.

Oysa insanlık tarihine baktığımızda insanın bıraktığı muhtelif izlerin arasında en yayılmacı, evrensel ve tahakkümperver olan onun yaşam boyu geride bıraktığı atıklardır. Bu bağlamda Brian Thill, Atık isimli kitabında iz bırakma alışkanlıklarının izini sürüyor ve atığın, harcanmış, dönüşüme uğratılmış veya ertelenmiş arzunun ifadesi olduğunu belirtiyor.

Atık sorunu, Thill’e göre günümüzde bir hayli bol olan arzu ve tüketim ekseninde incelenmeye değer bir konu… Keza neoliberalizm, bireyi mercek altına alırken, her şeyin bireyden ibaret olduğuna, birey için olduğuna ve o bireyin de her şeye muktedir olduğuna kitleleri inandırırken, bir yandan da onun kendine yatırım yapmasına, ihtiyaçlarının dışında tüketim arzusu duymasına elverişli bir ortam hazırlıyor. Doğru ürünleri kullandığı takdirde kişinin daha zayıf, daha güzel, daha çekici olabileceğine, sosyal medyadaki popüler simalar gibi giyindiği, onun alışkanlıklarına sahip olduğu takdirde ise ona benzeyeceğine dair yaygın bir kanı oluşturuyor. Bu itkiyle modern insan arzunun ve tüketimin çarklarına daha sıkı asılıyor. Arzuladığı nesneye/ şeye sahip oluyor, arzuyla birlikte o nesne/ şeyi tüketiyor, onunla vedalaşıyor ve sonra tekrar kendini arzu-tüketim-tatmin-atık oluşturma döngüsünde buluyor. Böylece atıklarımız biteviye büyüyor, kanser hücreleri gibi dünyayı sarıyor. Thill’in de dediği gibi, işlek, ışıltılı ve görkemli caddelerden mürekkep parıltılı bir uygarlığın gerisinde devası bir çöp dünyası oluşuyor.

Thill’e göre, bir atık, bir zamanlar birilerinin arzusunun hedefi olmuş, alınmış, kullanılmış, eskitilmiş nesnelerin bir zaman sonraki formuna tekabül ediyor. İnsanlığın gözlerini kaçırmaya çalıştığı, kurtularak yeni bir başlangıç yapmaya azmettiği geçmişine bir nevi… Thill kitabında bu minvalde, Calvino’nun çöplerimizi, dışkılanma ihtiyacına benzer bir itkiyle, bir hijyen endişesi ile değil, ertesi gün yenilenmek, yeni bir güne taptaze başlamak için kapının önüne çıkardığımıza dair ifadesine de yer veriyor. Zira çöplerimiz, benliğimizden ayırmak istediğimiz, kurtulmak, bir daha görmek istemediğimiz şeylerin hatırlatıcısı, çöplerden kurtulmamız ise kendimizi bir zamanlar olduğumuz şeyden ayırma, gelecekte olduğumuz şeyle ya da sahip olduğumuz şeylerle, arada hiçbir engel, kalıntı olmaksızın özdeşleşmemiz için bir nevi saflaştırma ayinidir. Bu bağlamda çöplerimiz, istenmeyen veya çürümüş, eskimiş nesneler oldukları için değil de, bizimle olan rabıtası bizim kendimizi özgür ve münferit bir birey gibi hissetmemize engel olacağından bizde rahatsızlık yaratıyordur biraz da…

Ne var ki, çöp ve atıklardan kurtulduğumuzda, artık bundan sonra onlara ne olacağını başka birinin salahiyetine bırakıyoruz. Çöpçülerin, çöp toplayıcıların veya onlarla ilgilenen birinin salahiyetine mesela… Atıklarımız bizim dışımızda bir müddet daha var olmaya devam ederken, bizler yeni bir nesneye dair yeniden ürettiğimiz arzuyla birlikte, yeni bir tüketim ve terk etme döngüsüne giriyoruz. Çöplerimize bir gün bir yerde rastladığımızda ise irkiliyoruz. Oysa bizi irkilten bir atık, birkaç saat önce susuzluk hissiyle sarıldığımız su şişesinden, ya da bir önceki geceden kalan bir cips ambalajından başkası olmayabilir. Tüketilen arzu, uzakta kalan tatmin bu atıklarla olan ilişkimizi etkiliyor bir anlamda.

Thill insanların atık yığınları karşısında rahatsızlık duymasının bir sebebinin de, zamanın efendisi olduğuna, her şeyin, etrafındaki nesnelerin baki kalacağına dair inancının sarsılması olduğunu ileri sürüyor. Tıpkı W. G. Sebald’ın tasvir ettiği, 2. Dünya savaşı sonrasında, daha çok kısa bir süre önce yaşadıkları şehirlerinin artık harabe haline dönüştüğünü görüp bu enkazdan bakışlarını kaçıran insanlar gibi, bu atık yığınları karşısında da dehşete düşebiliyor insanlar benzer bir itkiyle.

Diğer yandan Thill, arzumuzu giderdikten sonra atık kategorisine girecekken nostaljik nesne kategorisine giren şeylerden de bahsetmek gerektiğinin altını çiziyor. Bir zamanlar popüler olan nostaljik nesneleri biriktirme edimi Thill’e göre, zamana karşı nadiren ayakta kalabilen arzu nesnelerinin süreğen değişim silsilesi aracılığıyla zamanı tanımlamasına yarıyor. Bu minvalde zaman mefhumu, bir zamanlar çok sevdiğimiz şeylere, keza çocukluk eşyalarımıza, hatta hatıralarımıza cazibeli bir efsun bahşediyor. Bu nostaljik yolculuklardan öyle zevk alıyoruz ki para harcamakta bir beis görmüyoruz ve bunun ayrımında olan kapitalizm, bir zamanlar tükettiğimiz ürünler veya anıları bize yeniden türlü türlü yollarla pazarlamaya uğraşıyor. Oysa Thill, atıklara kötücül bir nazarla bakan, hatta tiksintiyle karşılayan varlığımızın, çağdaş tüketim kültürünün güzellediği, adeta bir ideal olarak sunduğu bu temiz yüzeyleri de aynı itkiyle hoşnutsuzlukla karşılaması gerektiğini söylüyor. Zira atık, nesne artı zaman olması bakımından nostaljk ürünlerden farklı bir nitelik teşkil etmiyor.

Bizler, modern dünyanın insanları, eski çağlardan günümüze kalan değerli miraslara senalar düzerken, bir yandan da uygarlığımızı temsilen toprağa plastik eşyalar, CD’ler, video oyunları, denize ise plastik şişeler, naylon torbalar atıyoruz. Bir zamanlar insanlıktan bizlere miras kalan “Özgürlük Anıtı, Kolezyum, Çin Seddi” gibi yapılar, tarih ve insanlık için çeşitli şeyler söylerken, ilk kalıntılar şiirlere ilham verirken, bizler çağımızda gömülmek, yıkılmak, gözden ırak olmak ihtiyacında olan, sıradan ama tahakkümperver izler bırakıyoruz; atıklarımızı. Zygmunt Bauman’ın söylediği gibi; “Dünyayı tüm atıklarımız ve bunları meydana getiren özenli işlemlerimizle kolonileştirdik, küreselleşme bağlamında insan atıkları ve boşa harcanmış insan hayatları yarattık. Bize düşen artık bu yeni uygarlıkla ne yapmamız gerektiğini düşünmek, bir an önce harekete geçmektir.” Thill’in tabiriyle belirtmek gerekirse ise, bizler gelecek için kendi uygarlık dışkımızdan mütevellit bir yuva inşa ediyoruz. Kurtulmak istediğimiz geçmişi gelecek kuşaklara miras bırakıyoruz.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.