İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pürlen Kıyat Karakuş ile yeni romanı Tanrı’nın Uyumadığı Gece üzerine söyleşi


Pürlen Kıyat Karakuş’un heyecan verici romanı Tanrı’nın Uyumadığı Gece; Türkiye’den Suudi Arabistan’a, Amerika’dan Endonezya’ya uzanan satırları ile soluk soluğa okuyacağınız bir hikâye.

Yazarlık kariyeriniz ne zaman başladı ve bunu tetikleyen bir neden var mıydı? Yazma eylemine geçişinizden bahseder misiniz?

İlk kitabım sosyal sorumluluk projesi kapsamında Çocuk Kalp Vakfı ile yürüttüğümüz bir girişimdi. Doğuştan kalp hastalıklarıyla doğmuş bebeklerin ve ailelerin yaşadıklarını konu alan, gerçek yaşam öykülerinden oluşuyordu. 2013 yılında Benim Küçük Kalbim ismiyle okurlarla buluştu. Yazma eylemine geçmeme vesile olan bu kitaptı, lakin hikâyelerden biri oğlumun ve bizim yaşadıklarımızdı. Yazma sürecinde inanılmaz bir iyileşme yaşadım. Bir nevi ruhumu sağaltmayı böylece başarabilmiştim. Bu nedenle yazmaya yazarken âşık oldum.

Yazdığınız kitap türlerden kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım dışındakiler roman ama bu böyle devam edecek diye bir iddiam yok.

Bir metin kurgularken önce hikâye mi yoksa karakterler mi kendisini gösteriyor? Ya da ilk olarak hangisi zihninizde beliriyor?

Beni delicesine şaşırtan bir olay yakalama fırsatı bulduğumda bu konu yazılmalı diyorum önce ve kitabın omurgası belli oluyor. Fakat enteresan bir şekilde kitap ismini bulmadan fiili olarak yazamıyorum. Hatta kapak dizaynı da dahil buna. Fiili yazamıyorum lakin zihnimde yazmalar başlıyor. Bazen bulduğum isim ve kapak dizaynının değişebileceği opsiyonunu bilsem de, o isim çıkmadan klavye başına oturamıyorum. Bu söylediklerim oluşunca karakterleri oluşturmaya başlıyorum.

Tanrı’nın Uyumadığı Gece ismi kelime oyunu veya bir tasarı sonucunda mı ortaya çıktı?

Bu çok sorulan bir soru ve nedenini anlayabiliyorum. Güçlü ve çelişkili bir isim ama kesinlikle tasarlanmadı. Rüyamda geldi bu isim. Derinden hem de çok derinden gelen bir sesle. Heyecan ve nefes nefese uyanmıştım.

Konusundan bahseder misiniz?

Birbirinden binlerce kilometrelerce uzakta iki kadının yaşadığı, onlara yaşatılan yoksunluk hayatları boyunca bir mücadelenin içine girmelerine neden olur. Biri Arabistan Prenses’i Sahra, diğeri Türkiye’de Nil Soylu. Bu iki kadının yolları bir uçak kazasıyla kesişir ve ardından akılalmaz gelişmeler yaşanır.

Kitabın ana merkezindeki iki kadının birbirlerine coğrafik ve kültürel olarak uzak olmasına rağmen ortak bir yerde birleşmelerini sağlarken, kadın meselesine hangi açılardan yaklaştınız?

Sadece Türkiye’de değil ama dünyada da kadına erkekler tarafından uygulanan şiddet ve zulüm her zaman gündem başlığıdır. Ben bu romanla şiddetin doğuşunun kaynağını göstermeyi hedefledim. Kadının kadına, hatta en yakınımızda olan ve en güvendiğimiz annelerin kızlarına uyguladıkları şiddete parmak bastım. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki kadın her ne şartta olursa olsun kendini geliştirir, çağdaşlaşırsa toplumu değiştirme gücüne sahiptir. Hatta dünyayı… Modern ve çağdaş kadınlar bile gizli bir cinsiyet ayrımı içindeler. Erkek evlatlarıyla kız evlatlarını yetiştirme tarzları bunun en açık örneği. Eğer bir anne oğluna henüz küçük yaşlarda kadınlara özenli davranmaları gerektiğini öğretirse, dünyada kadına şiddet sona erer.

“Kitabı bitirdim, oh artık!” dedikten sonra sizi bekleyen maceralar oldu mu?

Olmaz mı… Ama bu bir ilk. Genelde diğer kitaplarımda editörle birebir çalışmayı deneyimlememiştim. Yayıncıların politikaları ne ise öyle bir gidişat olmuştu. Fakat hep kitap beni Sallinger gibi bir yazar-editör ilişkisi içine soktu ve bunun için çok minnettarım. İki ay satır satır çalıştık sevgili editörümle. Bu çalışma sonuca çok olumlu şekilde yansıdı.

Okurlardan aldığınız tepkiler?

İnanılmaz güzel tepkiler alıyorum. Henüz kitap çıkmadan bile kimi okurlar büyük heyecan içinde beklediklerini bildirdiler. Okuyanlar ise tek solukta okuduklarını, ellerinden bırakamadıklarını, özellikle Sahra ve Nil’in karşılaşmasından sonra olayın hiç tahmin edilemeyecek boyutta bir heyecana evrildiğini söyleyenler çok. Yazarlığım için “cesur” kelimesi çok kullanıldı. Hatta bir okurum, “Siz romanlarınızda hem psikoloji hem fantastik hem toplumsal olayları konu alıp, rönesans betimlemeleri kullanıyorsunuz” dedi. “Bu da sizi sıradanlığın dışına taşıyor” diye ekledi.

Yeni projeleriniz var mı?

Sosyal bir projede yazar olmam rica edildi ve seve seve kabul ettim. Yeni yazacağım kitapla alakalı olarak fikirlerim var ancak zihnim şu anda yorgun. Biraz zaman alabilir.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.