İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Serda Kranda Kapucuoğlu ile Yeni Romanı “Birdenbire”yi Konuştuk

Serda Hanım merhaba. Sizi merak edenler hakkınızda pek çok bilgiye internetten ulaşabilir. Ancak ben yine de sizden duymak isterim. Serda Kranda Kapucuoğlu kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba Resul Bey. Dünyanın en zor sorusu bu bence. Editörlük ve yazar koçluğu yapıyorum. Uzun yıllardır yazarlarla birebir çalışıyor, metinlerini en iyi hale getirmelerinde onlara destek oluyorum. Yine uzun yıllar boyunca çeşitli dergilerde editörlük ve yöneticilik yaptım. Okuyorum, yazıyorum, düzeltiyorum… Son yıllarda da mesleki birikimimi, bu alanlara ilgi duyanlara açabilmek için yazarlık ve editörlük atölyeleri düzenliyorum. Ortağım Yaprak Çetinkaya ile Mümkün dergiyi yapıyoruz ve editörlük hizmetleri verdiğimiz bir ajansımız var. Her editör gibi ben de mesleğimi çok ama çok seviyorum. Geçtiğimiz aylarda da ilk romanımı yayımladım.

BİRDENBİRE adlı romanınız Sander Yayınları etiketiyle okurlarla buluştu. Hayırlı uğurlu olsun. Hem neler hissettiğinizi öğrenmek istiyorum hem de bu hikâyeyi kaleme alma ve aşk romanı türünde yazma fikri nereden geldi onu merak ediyorum.

Çocuk yaştan beri dünyanın en müthiş kitaplarını okuyup bir de üstüne onca yıl editörlük yaptıktan sonra kendi romanımı yayımlamak gerçekten korkunç bir şeydi benim için. Hiç düşündüğüm gibi değildi; ben çok sevinirim çok mutlu olurum sanıyordum ama öyle olmadı. Birinci taslağı tamamlayana kadar harika vakit geçirdim ama ondan sonra büyük bir içsel sınav başladı. Birikimim, editörlüğüm… Hareket ederken çok zorlanmama sebep oldu. Metnimden emin olmam öyle uzun sürdü ki…

En büyük motivasyonum ise rüyamdı. Ben Birdenbire’nin kahramanları Ayşegül ve Mehmet’i rüyamda gördüm. Okuyanlar hatırlayacaktır, adliyede geçen bir bölüm var. O bölümü bir gece rüyamda gördüm. Birbirlerine bakışları o kadar etkileyiciydi ki günlerce aklımdan çıkmadı. Sonra onların birbirlerine neden öyle bakmış olabileceklerini düşünmeye başladım. Hikâye perde perde açılınca da bu ikilem hikayesini anlatmak istedim. Birbirimizle konuşmayınca neler oluyor, aramızdaki boşluğa neler doluyor, göstermek istedim.

BİRDENBİRE adlı romanınızda kendini yeniden var eden, adımlarını daha sağlam atan ve aşkla yaşayan Ayşegül’ün yaşamını okuyoruz. Bu romanı yazarken hayata dair daha önce fark etmediğiniz ya da yeni keşfettiğiniz bir şey oldu mu?

Bu çok güzel bir soruymuş. Öncelikle bir karakter yaratmak gerçekten az şey değil. Romanımda tamamı aktif dokuz kişi var. Her birinin neyi neden yaptığını anlatmak için onları anlamam gerekiyordu. Masumiyetin neye benzediğini tam olarak bu romanı yazarken kavradım diyebilirim. Bütün suçların ardındaki masum parçanın varlığını ve onun kaçınılmazlığını gördüm. Zaten iyimser ve anlayışlı olan kalbim daha da yumuşadı. Bütün kötülüklerin, suçların, hataların ardındaki o bilinemez dayanak var ya… Onun masum bir hikayesi olduğunu görmek harikaydı. Kimsenin kimseyi bilemediği kadar, hiçbirimizin kendimizi de tam olarak bilemeyişimizin varoluşsal ıstırabı… Anbean bunu hissetmek, bana çok iyi geldi.

Merak edenler için, BİRDENBİRE adlı romanınızın konusundan biraz daha bahseder misiniz?

Ayşegül, kocasının kendisini aldattığını üstelik bir de hayattaki en yakın arkadaşı Yasemin ile aldattığını öğreniyor. Evini taşıyor, yeni bir işe giriyor ve yeni apartmanında yepyeni insanlarla tanışıyor. Hiç beklemediği bir anda, tıpkı kitabın ismi gibi birdenbire, üst komşusu Mehmet’e âşık oluyor. Daha kendine ne olduğunu anlamadan, eşzamanlı olarak aynı ortamdaki diğer arkadaşı Oya’nın Mehmet’e âşık olduğunu öğreniyor. Üstelik Mehmet de Oya’yla ilgileniyor gibi.  Buradan sonra Ayşegül’ün etik ikilemi ve çatışması başlıyor. O Oya’yla yakın arkadaş olmaya doğru giderken aynı zamanda arkadaşının aşkına olan aşkı da büyüyor… Çok geçmeden kendini Yasemin’in yerinde buluyor. Biz de romanda bu halin iç yüzünü okuyoruz. Nasıl kavuşulur, neden kavuşulamaz… Birbirimize neler yapıyoruz hiç konuşmadan? Bir erkek nasıl sever? Gerçekten de bir aşk hikayesi.

İlk kitabın heyecanı bambaşkadır diye tahmin ediyoruz. Okur görüşleriyle de karşılaşmaya başlamışsınızdır. Tepkiler nasıl?

Az önce ne kadar korktuğumu anlatmıştım. Okur yorumları geldikçe biraz aralanıyor kalbim. Çok güzel geri bildirimler aldım. O kadar çok kişi “Ben de âşık olmak istiyorum” dedi ki… Bunu fark ettirmek bile çok güzel. Çünkü ben de hikayemi yazarken aşkın hiç dağılmamasına, başka meselelerin arasında kaybolmamasına çok özen gösterdim. Amacım aşkı anlatmaktı çünkü unutulmasından çok korkuyorum. Bu açıdan da amacıma ulaştığımı düşünüyorum.

Siz nasıl bir okuyucusunuz? Neler okur, nelerden ilham alırsınız?

Ben bir editör olarak her şeyi okuyorum ama her şeyi. Çağdaş Türk ve Dünya edebiyatını da yakından takip ediyorum; kurgu dışı metinleri de. Ne anlatmış kadar nasıl anlatmış, sorusunun peşinden giden bir okurluk benimki. İstesem de hiçbir kitabı sadece zevkle okuyamıyorum… Her biri bir yandan ders çalışmak gibi oluyor çünkü ben yazarlarla çalışıyorum. Biten dosyalarla pek çalışmam ben, benim uzmanlığımı şunlar oluşturuyor: bitmemiş dosyalar, bozuk dosyalar ve henüz yazılmamış kitap fikirleri. Bu nedenle rafa çıkmış her kitap benim ilgi alanıma giriyor. Öte yandan yazar koçluğu çok özel bir iş. Yazarların yaratıcı alanlarına müdahil olmadan onların yazarlık potansiyellerini açığa çıkarmalarını hatta bu potansiyelden iyi bir performansa yol almalarını sağlıyorsunuz. Aylarca, bazen yıllarca birlikte çalışıyoruz. Sadece satırlar değil meselemiz. Yapı, biçim, hal, disiplin, özgüven, gelişim, acemilik vb. İnsanın ne yazacağını bilmesi kolaydır, zor olan nasıl yazacağıdır. Böyle olunca koçluk tekniklerinde daha da derinleşmek ve paralel olarak metin bilincimi geliştirmek için durmaksızın çalışıyorum. Eleştiriler, kuramlar, çözümlemeler hatta bazen herhangi bir okur yorumu bile bana bir yazarla çalışırken yepyeni bir bakış açısı sunuyor. Son sorunuzun cevabı sanırım şu olabilir: buluşlar. Metinler hakkındaki tüm buluşlar bana ilham veriyor.

Yakında gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Evet. Birdenbire’nin ikinci kitabını yazacağım öncelikle. Önümüzdeki sonbahardan itibaren yeni yazarlık ve editörlük atölyelerim başlayacak. Çok güzel ara başlıklar hazırladım, yazı işinde derinleşmek isteyenlerin büyük bir fayda göreceğini umuyorum.

Son olarak, okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Son zamanlarda şunu çok duyuyorum, “Kitaplar çok pahalı, artık almıyorum.”  Belki yanlı bir tavsiye olacak ama böyle düşünmemelerini çok istiyorum. Bizi yalnız bırakmasınlar. Kitaplar dünyanın sonuna dek, en kıymetli şeyler arasında yer alacak çünkü kitap gerçekten kıymettir. Bu zorlu dönemi ancak birlikte atlatabiliriz. Aksi halde hep birlikte kaybederiz. “Kimse okumuyor” lafı herkesin dilinde, biz okuyanlardan olalım. Evet bu bir fedakârlık ama yapmaya çalışalım.

Röportaj için teşekkür ediyorum Serda Hanım.

Ben teşekkür ederim, sağ olun…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.