İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tuhaf Deniz Kasabası’nda Macera Festergrimm’le Devam Ediyor

İnceleme: Aynur Kulak

Thomas Taylor tarafından kaleme alınan Malamander Serisi’nin dördüncü kitabı Festergrimm ile çağdaş fantastik/gotik edebiyatın en önemli maceralarına devam ediyoruz. 2020 yılı Kasım ayında yayımlanmaya başlayan serinin ilk üç kitabında -Malamander, Gargantis ve Shadowghast- olduğu gibi dördüncü kitap Festergrimm’de de yine farklı geçmişleri olan iki çocuğun Herbie ve Violet’in macera dolu, bir o kadar da tuhaf yaşamlarının içine yeniden giriyoruz.

Festergrimm ile tuhaf maceralar çok farklı bir konu ile devam ediyor elbette fakat aynı zamanda Avrupa ülkeleri kapsamında en önemli çocuk kitapları yazarları arasında yer alan ve illüstratör de olan Thomas Taylor’ın çağdaş fantastik edebiyat adına yarattığı yeni dünya kuzey ülke coğrafyalarının deniz canavarı miti Leviathan’ı bize tekrar hatırlatması adına da önemli. Bu durumu anlamak adına öncelikle serinin ilk üç kitabının konusunu da kapsayacak şekilde Thomas Taylor’ın iki çocuğun hikâyelerini merkeze alarak yarattığı bu dünyayı Festergrimm’i odağa alarak anlatmak hikayenin bütününü daha iyi anlamamız adına önemli.

Malamander kitabı ile başlayan tüm macera tuhaf bir deniz kasabasında geçmekte. Kışları kimselerin uğramadığı, Canavarağzı kayalıklarını ve Leviathan gemisini dahi kalın sis perdesi eşliğinde yutan bu kasabada ilk olarak Büyük Nautilus Otel’in Kayıp Eşyalar Ofisinin Sorumlusu Herbert Limon ile tanışıyoruz.  Kaybolan eşyaların sahibini bulmak zaten bir hayli zorken ailesini kaybeden Parma Voilet ile tanışmak Herbie’nin işini bir hayli zorlaştıracaktır çünkü dört kitap boyunca süren asıl maceralar bu iki çocuğun yollarının kesişmesiyle başlar. Malamander, Gargantis, Shadowghast ve Festergrimm’de başlarına gelen her bir macera iki çocuğun büyüme hikâyelerini, başka bir deyişle hayatlarını etkileyecektir.

Tuhaf deniz kasabasının birçok sırrını ortaya çıkararak, canavarlarıyla mücadele ederek pek çok sırrını çözen Herbie ve Violet Festergrimm ile cesaretlerinin sınandığı çok farklı bir maceraya atılırlar. Dalgaların altında gizlenen, sahillere vuran ve kilitli kapıların gerisinde saklanan bu derin sırlar Herbie ve Violet’e geçmişte yaşadıkları maceraları hatırlatacaktır. Çünkü bu tuhaflıklarla dolu deniz kasabasına yıllar önce kasabayı terk eden Sebastian Yılanbalık ansızın geri gelmiştir ve yediden yetmişe herkes tedirgindir. Ne yapacaklarını bilemezler. Bu korkunç adam neden çıkagelmiş olabilir böyle aniden? Kasabanın ileri gelenleri bazı sırları bilmektedirler ama çocuklara söyleme konusunda yine ketum davranırlar ve Herbie ve Violet yine sadece birbirlerine tutunarak yeni bir maceraya atılırlar.

“Bizi savaş gemisi Leviathan’ın enkazından kurtarmalarını hatırla. Yılanbalık’ın Malamander yumurtasını ele geçirmek için söylediği ve yaptığı onca korkunç şeyden sonra oraya varabilmişlerdi. Gerçekten ürkütücü olan şeyleri hiç görmediler. Onun sorumsuz ve ne yapacağı tahmin edilemez biri olduğunu biliyorlar ama aslında ne kadar kötü biri olduğunu bildiklerini hiç sanmıyorum.” “Peki ya Gargantis maceramız?” diye sordu Violet. “Ve Karakasvet feneri yüzünden bütün o başımıza gelenler? O olaylar sırasında yeterince görmüş olmaları gerekmez mi?”

Herbie’nin yanıtı şöyle olacaktır:

“Hep yanımızda değillerdi. Ve bazen de yaralanmış, dikkatleri dağılmış ya da kara büyüyle efsunlanmış durumdaydılar. Maceraları yaşayan biziz, Vi. Sen ve ben. Fosil Hanım, Jenny ve Doktor sadece olaylar bittikten sonra ortalığı toparlayıp bize sandviçler hazırlıyorlar. Hayır, konu Sebastian Yılanbalık olduğunda diğerleri çoğunlukla biz onlara ne anlatmışsak sadece o kadarını biliyorlar. Ve onlara asla her şeyi anlatmıyoruz, değil mi? En azından ben anlatmıyorum.”

Çocukların başından geçen tüm maceraların bir özeti olan bu alıntılardan da anlayacağımız üzere tuhaf kasabada olup bitenleri anlamak, çözmek ve kasabanın belki de tamamen yok edecek felaketlerden korumak yine Herbie ve Violet’e kalmıştır. Bu macerayı bambaşka yapan unsur Sebastian Yılanbalığı’nın kasabada uzun süredir kapalı olan balmumu müzesini açma isteğinden kaynaklanmaktadır. Ne vardır ki bu balmumu müzesinde? Violet kasabada böyle bir müzenin olduğunu ilk kez duyar. Daha da çok meraklanır tabii. Ve asıl olarak ortaya çıkan gizemlerle dolu müzenin anahtarı Herbie’dedir ve bunu duyan Yılanbalığı Herbie’nin peşine düşer. Müzenin içine nihayet girildiğinde ürkütücü efsaneler, hareket eden balmumu heykellerden de öte Festergrimm’in bilim kurgu özelliğini de ortaya çıkaran devasa ve kasabayı tamamıyla altüst edecek bir robot ile karşılaşacaklardır.  

Thomas Taylor çağdaş dünya edebiyatı adına fantastik türde böyle bir macera serisi yaratarak emsal niteliğinde bir seriye imzasını atmış oldu. Fantastik öğelere bilim kurgunun da artık iyice dahil olmasıyla edebiyat adına yeni nesli temsil eden bu türün önemli ölçüde değişikliğe uğradığını görüyoruz. Sadece düz macera ögelerinden çıkarılan hikâyeler boyunca başta çocuk karaktereler olmak üzere her türde mitsel karakterin varlık gösterdiği, doğa olaylarının önemli ölçüde etkin olduğu, hayvanların devreye girdiği, robotların ansızın karşımıza çıktığı bu seride Thomas Taylor’ın şu cümlesi de ilginç: “Bu kitabın yapımında hiçbir martıya zarar verilmemiştir.” Yazar böyle bir cümleyi yazma ihtiyacı neden duydu acaba?(!)

Serinin tüm çevirisi Barış Purut’a ait. Proje editörlüğünü Merve Okçu’nun üstlendiği serinin son kitabı olan Festergrimm’in editörlüğü Tolga Yozcu tarafından yapılmış. Kitapların tamamını okumanız ve güzel bir macera keşfi olması dileğiyle.  

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir