İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazar Serdar Uslu ile Yeni Kitabı Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri’ni Konuştuk


Güçlü anlatımı ile adından sonraki yıllarda fazlaca bahsettirecek önemli bir kalem olan Felsefeci Yazar Serdar Uslu ile Timaş Yayınları’ndan çıkan ilk romanı Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri hakkında konuştuk.

Röportaj: Resul Şahin

Serdar Bey merhaba! Bu soruyla başlamayı seviyorum. Serdar Uslu kendini nasıl tanımlar? Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

    Sevdiğim bir hocam, ‘nasılsınız?’ sorusuna ‘henüz belli değil’ diye yanıt verirdi hep. İnsan doğası, geleceğe dönüktür ve geleceği olan bir varlığın tanımı olmaz. Akıbetimiz belirsizliğin avuçlarında olduğu sürece bizler de belirsiz olarak kalacağız. Sonsuzun çocukları olduğumuzu unutmamalı, kendimizi tanımlara, kimliklere mahkum etmekten kaçınmalıyız. Dipsiz bir uçurumun başına toplanmışız; ya kuyunun başında can verecek ya da kendimizi aşağıya atacağız. Uçuruma güvenmelidir insan; ayağı yere basan şeylere güven olmaz. 

    Ne olduğumuzu bilmemiz mümkün olsaydı bile ben bu konu üzerinde düşünmeye fırsat bulamayacak kadar meşgul olmayı, kendimi bilmeye yeğlerdim. 

    İlk romanınız Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri, Timaş Yayınları etiketiyle okurlarla buluştu. Bu hikâyeyi kaleme alma ve roman türünde yazma fikri nereden geldi?

    Olup bitenleri yeniden kurgulamak, onları anlamanın en kestirme yoludur benim için. Yazmak çocukça bir özgürlük gerektiriyor. Ben bu özgürlüğü sözcüklerde buldum.  Yetişkinler, sözcüklere sırtlarını dönerek kavramlardan, tanımlardan oluşan bir evren kurmuşlardır kendilerine. Oysa çocuklar, sözcüklerle düşünürler. Ben de kendimi sözcüklerle düşünmeye alıştırıyor, onlar aracılığıyla kendimi yine, yeniden, yepyeni biçimlerde bozup yapıyorum. Roman sanatı, bunun için eşsiz bir çalışma alanı sağlıyor bana. 

    Kitabı kaleme almamın özel nedenleri de var tabii. Çocukken, ikinci dünya savaşının yol açtığı yıkımdan çok etkilenmiştim. Savaş kurbanlarının cansız bedenlerinin, çalı çırpı gibi mezarlara doldurulduğu görüntüler derin bir sarsıntıya yol açtı bende. Büyüdükçe yüreğim katılaştı, kaygılarım köreldi. En azından, öyle olduğunu sanıyordum. Oysa, bilincim, o görüntülerle uzlaşmak çabasına girmiş meğer; “İşte biz buyuz!” demiş kendi kendine; “Kimilerinin canlarından çok sevdikleri anaları, babaları, çocukları odun parçaları gibi, kamyonlara doldurulmuş götürülüyor! Bize ve sevdiklerimize reva görülen gelecek bu işte!” 

    Yazdıklarıma baktığımda, bu gerçekle birlikte yaşamanın bir yolunu bulmaya çalıştığımı, onu, katman katman çarpıtarak her katmanı, insan ruhunun derinliklerine doğru inen bir basamağa evirdiğimi anlıyorum.

    Her yaştan okura hitap edebilecek olan akıcı ve renkli bir içeriğe sahip Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri Dante’den bir alıntıyla başlıyor. Merak ettim, neden Dante?

    Edebiyatla ilgilenenler, bu işin büyük dehaları olduğunu unutmamalı. Resim, sanatının yüceliğinin ölçütü, büyük ressamların eserleridir. Edebiyat için de aynısı geçerli. Dante, Goethe, Shakespeare ve Cervantes, modern anlamdaki roman sanatında eser vermemiş olsalar da, bu sanatın üzerine bina edildiği dört temel sütundurlar. Onların sonsuza bıraktıkları izler, bizim için kerteriz işlevi görüyor. Sonsuzluk, baştan verilmiştir. Ona katabileceğimiz tek şey işaretler… Sonsuza işaret bırakılabilir mi diye soranlara, ‘yalnızca sonsuza işaret bırakılabilir’ derdim. 

    Dante’ye göndermede bulunmuş olmamanın özel bir nedeni de var. Onun, “Bir ayağım ileri atılırken, Geriyi kolluyordu diğeri” dizeleri, eserimi yazarken ilhamım oldu. Kitabım, ilk cümlesinden sonuncusuna dek bu dizelerin etkisi altındadır. Okur, düştüğüm işaretleri yakalayabilirse neden böyle dediğimi anlayacaktır. 

    Felsefi motiflerle bezeli, kara mizahın büyülü gerçeklikle buluştuğu ilk romanınızı büyük bir keyifle okudum ve açıkçası bitsin istemedim. Haliyle sormak istiyorum, Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri’nin baş karakteri Ali Ulvi Efendi’nin maceraları devam edecek mi?

    Her yazar, kendi dünyasıyla, kendi zamanı, mekanı, kişileri ve olaylarıyla gelir. Dickens’in o sevimli karakterleri; Micawber, Buzfuz, Copperfield, Pickwick ya da Sam Weller farklı kişiler olsalar da hepsi de Dickens kumaşından dokunmuş, onun kaleminin imbiğinden geçmişlerdir. Copperfield’i seven birinin Sam Weller’e burun kıvırması kolay değil. Ali Ulvi’yi, Hidayet Hanımı, Dilaver’i, Niyazi’yi, Nazif’i, Otto’yu, Bruno’yu, Püpüş’ü sevdiyseniz, bütün eserlerimde onlardan az çok izler bulacaksınızdır. Belki de ömrümün son gününe dek, farklı isimler, kılıklar altında Ali Ulvi’yi yazıp duracağım. El vere ki yazabilelim. 

    Romanınızın içindeki her bir karakterin kendine has bir geçmişi var. Kendimi Hidayet Hanım’ın bodrumunda kazma sallayan amelelerden biri gibi hikâyenin tam ortasında hissedince birçok karakteri de yakından tanıma fırsatım oldu. Ali Ulvi Efendi’nin dışında başka bir romanda başka hangi karakteri ya da karakterleri yazmak isterdiniz? Şahsen ben Niyazi gibi renkli bir kişilik için ayrıca bir macera yazılabilir diyorum, siz ne düşünüyorsunuz?

    Ben de o amelelerden biriymişim gibi hissediyorum. Yazmak, düş görmekten farksız. Rüyalarımızda kendi yaptığımız işler şaşırtıcı gelir bize. Bir yazar, kendi var ettiği karakterlerin işlerine kendisi şaşırıyorsa onları gerçek birer yaşayışa kavuşturmayı başarmış demektir. Bu sahicilik, okura da sirayet edecek, onda özel bir deneyime dönüşecektir. Nitelikli okur, okuduklarını deneyim düzeyine yükseltmesini bilir. Bir arkadaşım, ‘olmak ya da olmamak’ ifadesinde ne buluyorlar, anlamıyorum diyordu. Bu sözün, gecenin bir yarısı, elinde kafatasıyla bir mezarın başında tefekkür etmekte olan birinin dudaklarından döküldüğünü unuttuğumuz, o anı kendi öz deneyimimiz haline getirmediğimiz sürece okumanın hazzına eremeyiz. İyi okur, okuduklarını kendi deneyiminin ışığı altına getirir, onları kendi yaşamının velvelesine katar, belleğinde yepyeni kılıklara sokar. 

    Bana, Niyazi’nin bu sahiciliğe eriştiğini hissettirdiğiniz için teşekkür ederim. Niyazi’yi ben de ilginç buluyorum. Onun hikayesini hep birlikte yazmayı sürdüreceğiz.

    Bu romanı yazarken hayata dair daha önce fark etmediğiniz ya da yeni keşfettiğiniz bir şey oldu mu?

    Yıkımın kozmik bir güç olduğunu ve büyük liderlerin doğal afetten farkı olmadığını keşfettim. Mazhar Alanson, unutulmuş bir şarkısında, “Bozup yeniden yapmaktır işim” diyordu. İnsanın hikayesini bundan daha iyi özetleyebilecek bir ifade anımsamıyorum.  Benliğimiz, patlamaya hazır bir volkan gibi. Kitaplarda okuyup lanetlediğimiz felaketlerin müsebbibine dönüşmemiz an meselesi. Evren her an devinim içinde ve böyle bir evrende yaşamanın tek yolu devinmek, devinmek, devinmek…    

    Bastığımız toprağın altında ateş denizleri çağlarken, okyanus suları gece gündüz dağların eteklerini döverken, yaşlı taş küremiz uçsuz bucaksız bir karanlığın ortasındaki dev bir alev topunun etrafında dönerken, kanımız damarlarımızda coşkunca akar ve öz bedenimiz, bizi yıkıma götüren süreçleri an be an işletirken akşamları kanepeye yayılıp tembel tembel televizyon izleyenlerin alıklığına hayran olmamak elde değil. 

    Yazarlık serüveninizde etkilendiğiniz / ilham aldığınız kalemler oldu mu?

    İflah olmaz bir okurum. Kitaplarım olmadan bir gün bile yaşayamam. Benim gibi her an, her dakika bir şeyler okuyan birinin, yazdıklarının ardını kovalayabilmesi kolay değil. İnsan belleği, okyanus gibidir. Kimse denize girdiğinde onu damlalarına ayırmayı düşünmez. Elimize iyi bir kitabı alıp okumaya koyulduğumuzda uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasına düşmüş oluruz; artık mümkün olduğunca iyi yüzmeye çalışmalı, gerisini pek önemsememeliyizdir.

    Yakında gerçekleştirmeyi düşündüğünüz başka projeleriniz var mı?

    Üzerinde çalışmakta olduğum bazı projeler var tabii. Her işi keyfince yapan ve zevk almadığı işlere el atmaktan yüksünen biri olarak gönlüm beni hangi projenin üzerine eğilmeye sevk ederse ona yoğunlaşacağım. Sanırım uzak olmayan bir gelecekte yeni kitaplar ortaya çıkacaktır. 

    Röportaj için teşekkür ediyorum Serdar Bey.

    Bu güzel sorularınız için asıl ben size teşekkür ederim. Editörümüz Kadir Güven’den sonra kitabımın içeriği hakkında görüş bildiren ilk kişi oldunuz. Edebiyat, romantizmden ibarettir. Var olduğu ilk günden bu yana hep böyle olmuştur bu. Bu yüzden bendeki yeriniz hep ayrı olacak. Herkese keyifli okumalar dilerim. 

***

Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri’ni incelemek için tıklayın!

Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri’ni satın almak için tıklayın!


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.