İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yılın Oyunu Seçilen “Bir Gün Eksik Bir Gün Fazla”nın Yazarı Sena Işıldar ile Söyleşi

Sena Işıldar kimdir? Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Sena Işıldar kendini bildi bileli yapmak istediği oyunculuğa 2004 yılında başlamış ve tiyatroya aşık biridir. İstanbul Devlet Tiyatrosunda “Çayhane” oyunuyla profesyonel olarak oyunculuğa adım attım. Müfettiş, Amadeus, Kuzguncuk Türküsü gibi bir çok oyunda yer aldım. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ardından iki arkadaşım ile birlikte Tiyatro Ritim’i kurup burada oyuncu, yönetmen ve yapımcı olarak bulundum. 2018 yılında Pulse adındaki tiyatromu kurup “Judy” müzikali ile yolculuğum devam etti. Pandemi dönemiyle birlikte biriktirdiklerimi yazıya dökme ve üretme ihtiyacı hissettim. Üretmeye devam etmek için bir çok isimden yazarlık eğitimi aldım. Galata Perform yazarlık atölyesi sürecinde yazdığım “Bir Gün Eksik Bir Gün Fazla Oyunu” ile Yeni metin festivalinde “senenin oyunu” ödülünü aldım. Yani özetle Sena Işıldar hayatının her alanına sanatla dokunmayı seven, kendine ve insana da sanat yoluyla dokunmayı hedefleyen biridir.

Bugüne kadar birçok tiyatro projesinde yer almışsınız. Sizde en çok etki bırakan projeniz nedir?

Her proje tabii ki büyük bir emekle ortaya çıkıyor ama bende en çok etki bırakan oyunum “Judy” müzikali oldu. Judy Garland gibi bir efsanenin son dönemlerini konu alan bu oyunu okuduğumda resmen kalbimden vuruldum. Bu projenin hem yapımcılığını hem de oyunculuğunu üstlendim. Çok emek verilen ve çok mücadele dolu bir yolculuktu. Söz konusu Judy Garland’tı ve şarkılar bana göre canlı söylenmeliydi. Kostümler de Judy Garland’ı yaşatmak için bire bir tasarlandı. Ne yazık ki bu yolculuk hem pandemi hem de yüksek oyun maliyetleri gerçeğiyle çok uzun soluklu olamadı. Oyun maliyetlerine, çokça mücadeleye rağmen akıllandın mı diye sorarsanız… Tabii ki hayır. Yine olsa yine yaparım.

İlk oyun, ilk ödül… Öncelikle Galata Perform’da Yeni Metin Festivali kapsamında yılın oyunu seçilen oyununuz “Bir Gün Eksik Bir Gün Fazla” için sizi tebrik ederiz. Bize biraz da yazdığınız oyununuzdan bahsedebilir misiniz?

Tabii ki… Korku temalı bir oyun yazmamız isteniyordu. Bu her yerden anlatılabilirdi belki ama ben “yaşlılar” üzerinden anlatmayı tercih ettim. Oyun 50 senedir görüşmeyen ikiz kardeşleri Pandemi sürecinde bir sebeple bir araya getiriyor. Ölüm, sevgi, öfke, özlem, geçmiş, gelecek ve şimdinin yüzleşmesini görüyoruz. Bu yüzleşme gerçek hayattaki gibi bazen güldüren, bazen göz dolduran, bazen sessizleştiren ve bazen teslim olduğumuz anlardan oluşuyor. Oyun gerçek hayattaki bir kapı çalmayla bitiyor.

Neden iki yaşlı kadın?   Sizce yaşlı insanlardan korkuluyor mu?

Yaşlılardan korkuluyor mu? Aslında ben de bu soruyla yola çıktım. Ama korkulmaktan çok yaşlılara ihtiyaç bittiğinde daha doğrusu bir insan yaşlandığında ona olan ihtiyaç bitiyormuş gibi bir gözlemim var. Dünya olarak böyle bir davranışımız var. Bu da yaşlı sayılan insanları olumsuz etkiliyor. Yaş aldıkça ölüm farkındalığı artan yaşlıları daha çok korkuttuğumuzu düşünüyorum. Yaşlılardan korkulmuyor, yaşlıları korkutuyoruz.  Son nefese kadar devam etmesi gereken umudu ve yaşama arzusunu tükettiğimizi düşünüyorum.

Peki yazdığınız ilk oyunun okuma tiyatrosunu izlemek nasıl bir histi?

Gerçekten çok heyecan verici ve çok özel bir geceydi. Öncelikle bu gecenin oluşmasına olanak sağlayan Galata Perform ailesine, oyunu yöneten Mert Öner’e ve tüm özverileriyle oynayan Sema Keçik ve Nazlı Tosunoğlu’na teşekkür ederim. Hem provalarında hem ödül töreninde içimden sürekli “Benim oyunum okunuyor, bu oyunu ben yazdım, şu an benim oyunuma gülüyorlar.” Derken buldum kendimi. Kimileri seviyor, kimileri sevmiyor olabilirdi ve karmaşık duygular hissettim. Öncesinde oyun yönetirken oyunun içinde oyuncu olarak yer aldığım ve sahnede olduğum için  yazarlar sıkılmıyor mu diye düşünürdüm. Yazdıktan sonraki kenara çekilme süreçlerini sıkıcı bulurdum. Aslında ne kadar özel bir duygu olduğunu fark ettim. Oyuncuların rol alması, ışığı, dekoru, bir başkasının yönetmesi çok heyecan verici ve beni başka şeyler yazmaya teşvik eden güzel bir duyguydu.

Tarzınızı benzettiğiniz bir yazar var mı?

Aslında yok. Ben kendime bir tarz oluşturma ve tarzımı keşfetme sürecinde,  sadece doğal olmasını ve doğal oynanmasını hedefledim. Fakat Galata Perform’daki bazı hocalarımın Beckett oyunlarına benzettiğini söyleyebilirim.

Yazarlık sürecinize tiyatro oyunu yazarak mı devam etmeyi düşünüyorsunuz?

Tabii ki bir sürü tiyatro oyunu yazmak istiyorum ama yazarlık sürecimde sadece tiyatro oyunu yazarak devam etmeyi düşünmüyorum. Bu yola ilk çıkış hedefim tiyatro oyunu yazmaktı, ama daha sonra bir kısa film yazdım. Bir taraftan devam eden bir dizi senaryosu yazma sürecinin içindeyim.

Oyunculuk mu yoksa yazarlık mı?

İlk göz ağrım tabii ki oyunculuk. Oyunculuk bir ekiple yapılan bir iş. Yazarlık ise kendi dünyanla baş başa kaldığın, özgürce yaptığın tek kişilik bir iş. Tabii ki ikisine de devam edeceğim. Çünkü ikisini de yaparken kendimden başka parçalar görüyorum ve deneyimliyorum.

Size bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz. Son olarak deneyimlediğiniz tüm süreçlerin sonunda yazar ve oyuncu olmak isteyenlere ne tavsiye etmek istersiniz?

Bir tavsiye diyemem ama ben öğrenme ve öğrencilik sürecimi hiç bitirmeden yoluma devam ediyorum. Çünkü ancak o zaman bir fark yaratılabilir diye düşünüyorum. Keyifli röportajınız için çok teşekkür ederim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir