İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tasarımcı Birsen Kılıç: “Her şey bir hayali dokumakla başladı!”

Metropolün yorucu enerjisi, betonlaşmanın insanı nefessiz bırakması bizi her gün biraz daha doğaya/doğala itiyor. Tasarımcı ve Öğretim Görevlisi Birsen KILIÇ, doğanın çağrısına kulak verip, kendini doğaya bırakmış bu ruhlardan biri… Isparta’nın Gönen ilçesinde doğayla iç içe bir yaşam süren Kılıç için doğanın her parçası ve rengi, onu besleyen yegâne unsur.

Tasarımlarında çiçek ve yaprak motiflerinin soyuta kayan yumuşak tonlamaları, renk harmonisi, nefes alan kumaş dokumaları vs. adeta doğanın ritmik ahengini yansıtıyor. Hayalleri ve doğallığıyla mütevazı bir hayat yaşayan Kılıç için abartı değil, uyum önemli. Bu mütevazılık dokumalarında da sade bir zarafetle kendini hissettiriyor. İki absürt renk veya motif bile, sade tasarımlarından en hareketli tasarımlarına kadar, uyum dengesini koruyarak bir araya geliyor.

Hayallerini ilmek ilmek ören bu kadın kimmiş hadi biraz tanıyalım…

Merhabalar Birsen Hanım, çalışmalarınıza geçmeden önce biraz sizi tanımak isteriz. Bize kendinizden bahseder misin?

Merhaba Cansu Hanım, 1992 İstanbul doğumluyum ve ailemle burada yaşadım. Eğitim hayatımın büyük kısmını bu şehirde geçirdim ve burada birçok iş tecrübesi edindim. 2015’te İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde Moda Eğitimi alıyorken Isparta Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarım Bölümüne yatay geçiş yaptım ve Isparta’ya yerleştim. Eğitimimi tamamladıktan sonra freelance iş tecrübeleri edindim. Kumaş desenleri alanında ilerledim. Bunların yanında koleksiyon geliştirme kapsül tasarımlar üretmeye başladım.  Kendi adımda tasarladığım kumaş desenli gömlek tasarımlarımla tanınmaktayım ve ürünlerimin süregelen satışı hala devam etmektedir. Tasarımlarımı birkaç butikte ve Trendyol içerisinde bulabilirsiniz.

Geçtiğimiz 2021 yılında SDÜ Sanat Tasarım Anasanat Dalında yüksek lisansımı tamamladım. Mezun olduğum Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümünde alan dersleri vermekteyim. Şu anda Isparta’nın Gönen ilçesinde doğa ile iç içe bir yaşam sürerek atölye çalışmalarıma buradan devam ediyorum.

Moda size ne ifade ediyor?

Moda, bana göre yönlü bir kavram. Tüm toplumsal değerleri ile geçmiş, bugün ve yarın ile her an yaşamaya devam eden ve aynı zamanda doymak bilmeyen hız ve sürekli bir yeni olma haliyle yetişmekte zorlandığımız, bir taraftan da özgür olma hali… Sınırı olmayan bir dünyadır. Hem çokluk içinde olup özgürleşmek isteyeceğiniz hem de bir taraftan toplumsal, dini ya da çevre faktörleri ile sizi tezlil edebilecek bir bağlılıktır.

Eğitiminizi konuşalım biraz da. Bu konuda okulunuzun ve hocalarınızın size katkıları neler oldu?

Eğitim hayatı her meslek için oldukça önemli tabi ki, öyle ki tasarımcı olma yolundaysanız bu daha da önemlidir. Bu konuda oldukça şanslıydım. Özel bir üniversiteyi burslu olarak kazanmıştım ve Türkiye’nin önde gelen sanatçı ve tasarımcılarından eğitimler aldım. Kendi tecrübelerimin yanı sıra kendimi geliştirmemdeki katkıları çok büyüktür. Bazı derslerimizi müzelerde işliyorduk. Atölyelerde hocalarımız ile uygulama yaparak meslek edinmemdeki ilk adımlarımı bu sayede attım. Atölyede çalışmayı oldukça seven biriydim. Sanırım bunun faydasını son yıllarımda çok iyi anladım. Moda tasarımı eğitimlerinde kaçırılan en önemli kısım, tamamen uygulamaya ve sürekli kendini geliştirmeye yönelik olmasıdır. Bunu bilerek geldiğiniz ve bu doğrultuda çalıştığınız takdirde başarısız olma olasılığınız neredeyse yoktur. Hocalarımız ile hala iletişim halindeyiz. Bana öğrettikleri ve hala öğretmeye devam ettikleri için sonsuz şükran duyuyorum. Moda bitmeyeceği gibi moda eğitimi de bitmez. Bana göre her gün kendinize bu konuda yeni bir şeyler eklemelisiniz.

Aldığınız bu eğitimler ile geleceğin moda tasarımcılarının yetişmesine katkıda bulunuyorsunuz. Eğitim aldığınız alanda, şimdi öğretim veriyor olmak nasıl bir his?

Şu anda moda alanında genç tasarımcı arkadaşların yetişmesine destek veriyorum. Bu çok güzel bir duygu ve hatta ilk derse girdiğim gün dizlerim titriyordu, çok heyecanlanmıştım. Bildiğim bir bilgiyi özellikle moda ile ilgili bir konuyu anlatmak ve anlattıklarımın uygulamaya dönüştüğünü görmek çok keyifli. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum.

Çok yaratıcı bir bakış açınız ve enerjiniz var. Eminim bu yanınızı öğrencilerinize de yansıtıyorsundur.

Ah! Çok teşekkür ederim Cansu Hanım. Umarım yansıyordur, bir de onlara sormak lazım.

Derslerinizde müzik ile tasarımı birleştirdiğinizi duydum. Bu bana Wassily Kandinsky’i hatırlattı. Tasarımlarınızda sanat tarihinden ne ölçüde besleniyorsunuz?

Kandinsky, aynı zamanda bir akademisyendi ve onun kendi teorileri vardı. Kitabında sanat için insan ruhu ile yol almaktan söz etmiş, yani sanat kavramları tamamen insanın kendi içsel duygularıyla yol almasından geçiyor. Bizim mesleğimiz de bu şekilde. Tam bu aşamada her tasarımcı ruhunu ortaya koyduğunu söyler, fakat nasıl bir ruh! Üstelik yapmış olduğunuz tasarım çoğaltılıp yüzlerce binlerce ortaya çıkartmışsanız. O artık sizin ruhunuz değildir. Müziğe gelecek olursak, müzik kendi içeriğinde şehirler,  yerler,  mekânlar, renkler ve en önemlisi kendine has dokular barındırıyor.

Yakın zamanda çağdaş sanatçılarımızdan Füsun Onur, müziğin görsel hafızasından yola çıkarak Arter Galeride Opus II- Fantasia, 2001 (2021) adlı yerleştirmesini sergilemişti. Yerinde incelediğimde şu sözlerine rastladım: ‘‘Müziği duyduğumda ona neredeyse dokunabilirim. Yumuşak veya sert ağır veya hafif, ışıltılı ya da karanlıktır. Müziğin yarattığı mekânı algılarım.’’ O kadar güzel bir anlatım ki. Müziğin görsel bir hafızası olduğunu biliyoruz ve bu birçok alandaki gibi ayrılamaz olduğu kısım kesinlikle moda. Moda aslında çok sesi olan bir kavram değil midir? Müziğin görselini hafızamızda şekillendirebiliyorsak modanın da müziğini kulağımızda duyabilmemiz gerekir.

Bir tasarım çalışırken özellikle bu bir dönem ise o dönemin müziğini araştırım ve çalışmalarımı o müziği dinleyerek yaparım. Renk pantonelerini ve tasarımdaki dokuyu buna göre yerleştiririm.  Bir tasarıma baktığınızda o tasarımdaki müziği de duyun isterim.

Tasarımlarınızın kendinize has bir çizgisi ve modellemesi var. Kendi kimliğinizi oluşturma arayışınızı, yöneldiğiniz konuları ve ideolojinizi merak ediyorum açıkcası

Hepimizin bir DNA’sı olduğu gibi markaların da bir DNA’sı vardır. Önce bunu anlamak ve çözümlemek gerekir. Markanın çıkış noktası kimlere hitap ettiği ve yıllardır başarılı olduğu satış değerleri -bu renk veya bir kalıbı olabilir- tüm bunlar çok önemlidir. Kendi tasarımlarımı oluşturduğum ve bugüne geldiğim noktada kendi içinde bulunduğumuz toplumsal kaygılar, küresel ısınma, ekonomi ve pandemi ile gelen içsel yolculuklar bana modayı takip etmeden ziyade modada süreklilik ve çözüm odaklı olmayı bir nevi sürdürülebilir olmayı ön plana çıkardı. Her şeyden önce rahatlık, beden kavramlarını ortadan kaldırma ve tabi ki zamansız olmak ile tasarımlarımı sürdürdüm. Doğa ile iç içe yaşamamın da etkisi ile sürdürülebilir çalışmalar ortaya çıkartma gayemi devam ettirmekteyim.

Hayatta karşılaşabileceğim bütün olasılıklara kucak açıyorum. 

Bu üretimlerinizi oluştururken hangi markalarla çalıştınız?

Freelance kumaş desenlerini yaptığım birçok marka oldu. Son olarak çalıştığım kreatif direktörlüğünü ve sezon tasarımlarını yaptığım BLACA markası ile oldukça keyifli bir sezon geçirdik.

Dünyanın dört bir yanında tasarımlarınızın giyilmesi nasıl bir his?

İyi ki bu mesleği yapıyorum dedirtecek kadar müthiş bir duygu. Bu soruya genellikle şöyle cevap veriyorum: ‘‘Benden bir parça, bulunmadığım yerlere ve mekânlara gidiyor, oradaki yumuşak nefesi kokluyor ve kokusu burnuma kadar geliyor’’.

  • Sizce kişinin kalıplaşmış bir stili olmalı mıdır? Sizin bir stiliniz var mı?

Stilde kalıplaşmak mı? Bu kadar değişken bir kavram olan modadan bahsediyorsak bu pek mümkün değil. Bizler çok hızlı değişiyoruz. Dün düşündüğümüzü bugün düşünmüyoruz ve hatta beş yıl sonra bugün giydiklerimi giyerim diyemiyoruz. Stil dediğimiz şey, kendini tanımak ve buna göre giyinmek. Tabi ki toplumsal değerlerden hiç etkilenmemek de mümkün değil. Stilim bu demek ben buyum demektir. Yakın zamanda pandemi de klasik giyinip evinde oturan kaç kişi gördünüz? İnternet alışverişinde evde rahat giyimin satışları son on yılın rekorunu kırdı. Hepimizin stilinde rahat giyim yer edinmiş olsa da gündelik yaşamımız da sokağa taşındı. Ben rahat ve özgün biriyim. Bu özelliklerim giysi seçimimi fazlasıyla etkiliyor. Giysilerimde işçilik olmasına özen göstermekteyim. Öyle ki kumaşı biri tezgâhta dokuduysa, bu elbiseyi biri dantelden yaptıysa gibi özellikle dantel ve örgü parçalar giymemle renkli biri olduğumu söyleyebilirim.

İndigo tonları olmak üzere, diğer bütün renkleri seviyorum ve kucaklıyorum.

Son olarak, moda dünyasına yeni adım atmış ya da atmak isteyen arkadaşlarımıza ne söylemek istesiniz? Başlangıç için bir öneriniz var mıdır?

Başlangıç için bir tasarım atölyesinde birkaç günü deneyimleyip moda alanında gerçekten olmak istiyor muyum? Sorusuna cevap vererek karar almalarını tavsiye ediyorum. 

Atölyelerde çokça çalışmak gerekiyor. Moda alanında tasarımcı, stilist vb. olmak fark etmez tasarladığınız bir çalışmanın üretim detaylarına hâkim olmak çok önemlidir. Tasarım disiplinlerine uygun üretebilir ve giyilebilir olmayı ilke edinmelisiniz. Trendleri takip etmenin yanında izlediğiniz bir film, duyduğunuz bir müzik ya da galeride baktığınız bir eser belki de okuduğunuz bir kitap bakış açınıza etki edeceği için ürettiklerinize siz çoğunlukla farkında olmadan da yansır. Bu yüzden sürekli hareket halinde olmayı tavsiye edebilirim.

Sınırları olmayan bir yerdir moda dünyası. Bu dünyada her şey mümkün. Sanat var, sesler var. Kavramlarla dolu bambaşka bir dünya. Dün var, bugün var ve asla yetişemeyeceğiniz bir gelecek var. Sabırlı olun ve asla vazgeçmeden üretin demek istiyorum.

Bu içten ve keyifli söyleşi için Birsen Kılıç’a çok teşekkür ediyorum. Siz de tasarımlarını daha yakından incelemek ve takip etmek için Birsen Kılıç sayfasına bir göz atabilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.